Açıklanamayanlar

30.11.14


'' Sürekli bir şeyleri açıklamaya çalışıyoruz. Bazen kendimizi açıklamaya çalışmamız yetmiyormuş gibi başkalarını da açıklamaya çalışıyoruz. Örneğin:
Bir intihar haberi alıyoruz. İntihar haberinden bir kaç saat sonra da gelen açıklamaları okuyoruz: Annesinin ölümüne üzülmüştü, bilmem neyi kaldıramadı, depresyondaydı, sevgilisinden ayrılmıştı vs vs.
Belki de intihar gibi, bazen hiç bir şekilde açıklanamayacak bir şeyi bile açıkladığımızı sanıp içimizi rahatlatıyoruz. ''

Tam olarak buna benzer şeyler düşünüyordum, Rodin müzesini gezerken. Çünkü sürekli insanlar kulaklarında dinleme cihazları Rodin in neyi neden yaptığını duymaya çalışıyorlardı. (Oysa biraz daha dikkatli dinleseler duyabilecekler, heykelleri)

Demek istediğim bu dünyada her şeyin bir açıklaması yok ve olmak zorunda da değil.
Hatta dünyada güzel olan bir çok şeyin açıklaması yok.

Duvara yasladığım fotoğrafın, tesadüfi karşılaşmaların, sevgilinin kokusunun sindiği tişörtlere olan bağlılığımın, resmin yüzeyinde kalan fırça kılının, koparıp atamadığım kurumuş dalların. 

yukarıdaki heykel: Rodin

Siyah Beyaz

29.11.14


Bu muhteşem bahçede, sevgili kitabımı okurken.
(Siyah beyaz film)

Musée Rodin

23.11.14


Çatımızda sevgiliyle dinlediğimiz müzik geldi aklıma, müzenin heykellerle dolu bahçesini gezerken. Notalar havaya doğru akıp giderken kulağıma değen melodi olağanüstüydü. Başka bir şekilde dinlemekti bu. Beni çok etkilemişti.* Benzer bir duyguyu bu açık alanda donup kalmış taşlara bakarken hissettim. Başka bir tür özgürlükleri vardı sanki. Varlıkları etkileyici ve keskindi. 
Bir ağaç gövdesinin hemen yanı başında, onun gibi hafif eğilmiş. Suyun kenarında, bedeninin kıvrımlarına dolan yağmur suyuyla. Ya da yerde uzanmış, düşen yaprakların seslerini dinliyor. 









-Yer: Rodin Müzesi / Paris
-Fotoğraflar: İbrahim Zengin

*Hatta şu yazıda biraz bahsetmişim.



Continuum

21.11.14


Bugün, dünün aynısı. Dün, ondan önceki günün aynısı. Ondan önceki gün, 2 gün öncesinin aynısı. 2 gün öncesi, 3 gün öncesinin aynısı. 3 gün öncesi, 4 gün öncesinin aynısı. 4 gün öncesi, 5 gün öncesinin aynısı. 5 gün öncesi, 6 gün öncesinin aynısı. 6 gün öncesi, 7 gün öncesinin aynısı. 7 gün öncesi, 8 gün öncesinin aynısı. 8 gün öncesi, 9 gün öncesinin aynısı. 9 gün öncesi, 10 gün öncesinin aynısı. 10 gün öncesi,11 gün öncesinin aynısı. 11 gün öncesi, 12 gün öncesinin aynısı. 12 gün öncesi, 13 gün öncesinin aynısı. 13 gün öncesi, 14 gün öncesinin aynısı. 14 gün öncesi, 15 gün öncesinin aynısı. 15 gün öncesi, 16 gün öncesinin aynısı. 16 gün öncesi, 17 gün öncesinin aynısı. 17 gün öncesi, 18 gün öncesinin aynısı. 18 gün öncesi, 19 gün öncesinin aynısı. 19 gün öncesi, 20 gün öncesinin aynısı. 20 gün öncesi, 21 gün öncesinin aynısı. 21 gün öncesi, 22 gün öncesinin aynısı. 22 gün öncesi, 23 gün öncesinin aynısı. 23 gün öncesi, 24 gün öncesinin aynısı. 24 gün öncesi, 25 gün öncesinin aynısı. 25 gün öncesi, 26 gün öncesinin aynısı. 26 gün öncesi, 27 gün öncesinin aynısı. 27 gün öncesi, 28 gün öncesinin aynısı. 28 gün öncesi, 29 gün öncesinin aynısı. 29 gün öncesi, 30 gün öncesinin aynısı. 30 gün öncesi, 31 gün öncesinin aynısı. 31 gün öncesi, 32 gün öncesinin aynısı. 33 gün öncesi, 33 gün öncesinin aynısı. 33 gün öncesi, 34 gün öncesinin aynısı. 34 gün öncesi, 35 gün öncesinin aynısı. 35 gün öncesi, 36 gün öncesinin aynısı. 36 gün öncesi, 37 gün öncesinin aynısı. 37 gün öncesi, 38 gün öncesinin aynısı. 38 gün öncesi, 39 gün öncesinin aynısı. 39 gün öncesi, 40 gün öncesinin aynısı. 40 gün öncesi, 41 gün öncesinin aynısı.

Ama 41 gün öncesi bugün ile aynı değil.


görsel: Anish Kapoor / Blind

İlham #24


Sanat Sepet

17.11.14


Dün Contemporary İstanbul'u son gününde yakaladım.

Geçen Contemporary notlarım a şöyle bir bakınca değişen pek de bir şey olmadığını söylemeliyim. Kalabalığa çok dayanamadığım için tamamını gezemedim. Gerçekten inanılmaz kalabalıktı.
İşler bana yine çok fazla ve zorlama geldi. Her şey olabildiğince canlı, parlak, abartılı ve garip dedirtiyordu. (iyi anlamda bir garip değil). Sanki görülmek için biraz fazla çabalıyorlarmış gibi. Ve şaşırtmak için ellerinden geleni yapmışlar sanki.

Bu sene gerçekten çok beğendiğim 3 iş oldu.

1. Şükran Moral'ın Balkon Performansı.
2. Zimoun'un yerleştirmesi.
3. Bu yukarıdaki Berkay Buğdanoğlu tablosu. Ne yazık ki görüntü etkisi hakkında hiç bir ipucu vermiyor. Ama gerçekten çok etkileyici duruyordu.


Özet

4.11.14


Yaşadığın anları güzel anılara dönüştürmeye çalışmak,
yapamadığın anlarda da anıları anımsayarak yaşamak...



İlham #23

3.11.14

Marie-Josée Roy

Web Sitesi / The Selby

2.11.14


Biliyorum, internet bizi umursamaz teşhircilere dönüştürürken, bir yandan meraklı röntgenci yaptı. Ben sosyal medya sayesinde herkesin aynı şeylerden hoşlandığını, aynı şeyleri yediğini içtiğini, aynı şeyleri izlediğini, dinlediğini, giydiğini görmüş oldum. 
Anlaşılan kendi yaşam formüllerini yaratan insanlar çok az kalmış. ( bir link daha )

Arada göz atmasını sevdiğim bir site var. The Selby. Yaratıcı ve farklı mesleklerden insanların yaşam alanlarına, çalışma alanlarına göz gezdirebiliyorsunuz. Home decor, bilmem ne maison dergilerinden farklı olarak gördüklerinizin gerçek olması güzel bir şey. İnsanların duyguları ve karakterleriyle şekillenmiş mekanlara bakıyorsunuz. Dağınıklıklarıyla, kırık dökük halleriyle kısacası neyse o.  

Kartonpiyersiz, süpürgeliksiz ve komşunla aynı mimariye sahip olmayan, site yönetiminin olmadığı, çöpçünün aidat toplamadığı, pimapenin hayatımıza hükmemediği, televizyonların hayatımızın orta alanını işgal etmediği, üst üste koyduğumuz tencerelerle taşan mutfak dolaplarının olmadığı yaşama!

Hiç Durmadan Susmak


Marina Abramoviç müzede, bir odada 736 saat boyunca hiç konuşmadan bir sandalyede oturdu ve karşısına oturan insanla sadece bakarak iletişim kurdu. Karşısına oturan insanın dilediği kadar gözleriyle konuştu.
Burda ve burda bu insanların portreleri var.
Acaba ne hissettiler ve neden bu kadar duygulandılar?

--
Bu yazıyı aylar önce yazmaya başlamış bitirememişim. Sadece çok etkileyici olduğunu ve göz gezdirmenizi tavsiye ederim.



Çevirdiğin Toplar


Hayat tek topla başlıyor. Onunla oynuyorsun, yukarı atıp tutmaya çalışıyorsun.  Eğleniyorsun,  öğreniyorsun. Sonra biraz büyüyünce bir topun daha oluyor.  İki top çevirmeye başlıyorsun. Birini havaya atıp diğerini tutuyorsun. Önce zor oluyor ama yapmayı başarıyorsun ve sen daha yapabiliyor olmanın keyfini çıkaramadan üçüncü top katılıyor. Üç top çevirmeye başlıyorsun. Bunu öğrenecek vakit yok ve hemen adapte olmalısın. Ve derken dördüncü top da geliyor. Dört top çeviriyorsun. Dört topu çevirmeyi başardığında kimisi beşinci ve altıncı toplara da geçiyor.
Hayat tam olarak böyle bir şey.

Teşekkürler Almıyım

1.11.14


Cumartesi sabahı.
Koşturmanın hemen öncesi. Sabahın en değerli saatleri.
Kahvemi alıp, güneşin çokta değmediği kuytudaki yatağımda hayatımı gözden geçirmeyi çok seviyorum bu sakinlikte. Kendimi haftanın yoğunluğundan, saçmalıklarından arındırmaya çalışıyorum. Kendimi duyma ve kendimi olma özlemimi gideriyorum. Çünkü çoğu zaman olmadığın kişi olarak, ya da olduğun kişiyi ne olursa olsun olmaya devam etmeye çalışarak geçiyor zaman. Çok yorucu oluyor.

Düşünüyorumda bu kadar yorucu olan şey kesinlikle açıklama yapmak; kendimi her daim bir şeyi açıklamaya çalışırken buluyorum. Çünkü görünen o ki  insanlar başka hayatlar üzerinde söz sahibi olmaya başlamışlar. Rahatça fikirlerini beyan edip, yargılayabiliyorlar.

Çok basit bir örnekle başlayayım.

Çay. Bir Türk insanı, bir insanın çay içmemesini anlayamıyor. Bu hafta yine on yedi kere birisine çay içmiyorum diyip karşımdakinin tuhaf bakışlarıyla başbaşa kaldım. Neden içmiyosun? Ve hiç bir şeklide karşı taraf için tatmin edici olmayan açıklamam geliyor bundan sonra. -sevmiyorum. Bazen o tadını hiç sevmediğim çayı içmek açıklama yapmaktan daha kolay geliyor.

Neden evlenmiyorsunuz? Neden çocuk yapmıyorsunuz? Neden Galata'da oturuyorsunuz?

Anlaşılan insanlar ilişkiyi başı ve sonu olan bir şey diye bakıyor ve evlilikle sonlanması gerektiğini düşünüyor. Evlilikle sonlanmayan ilişkilerde ise kız tarafına -yazık ve bekleyen gözüyle bakılıyor-

Yeri gelmişken evlilik kurumuna çok sıcak bakmadığımı ve düğünleri de hiç sevmediğimi söylemeliyim. (gittiğim bir düğünde gelin bana, -ayakkabımın altına seninde adını yazdım dediğinde tepki bile veremedim, gidip kendime çay koydum:)

Seni hiç tanımayan insanlar çocuğu bir şart olarak görüp çocuk yapın sözleri suratına söyleyiveriyor.
-Belki maddi durumum elvermiyor belki de bedeni durumum el vermiyor çocuk yapmaya, belki de sadece istemiyorum. Belki de dünyanın yeterince kalabalık olduğunu düşünüyor ve evlat edinme fikrine sıcak bakıyorum.-

'Siteye taşınsanıza'. İnsanlar parlak bir fikir sunmuş gibi bunu söylemeleri çok gülünç geliyor bana. Buna bir açıklama yapmam her daim çok zor oluyor. Neresinden başlayacağımı bilemiyorum. Kartonpiyerleri sevmiyorum açıklaması kimse için yeterli bir açıklama değil bunu da biliyorum.

Ve sonrası, neden kitap yazdım, neden bir yayıncıya vermedim, neden yaptırdığım ayakkabının orasını öyle yaptım,  neden çantada o deriyi kullandım, neden koleksiyonda ceket az, neden atölyem burda, neden nişantaşında değil, neden orda bir mağaza açmıyorum, neden yemek yapmıyorum, neden bir temizlikçi tutmuyorum, neden gümüş kullandım, neden araba almıyorum, neden saçını uzatıyorum, neden hep kot pantalon giyiyorum, neden çayı sevmiyorum, neden türk kahvesi içmiyorum, neden tatlı yemiyorum, neden hep solgun gözüküyorum, neden griyi bu kadar seviyorum, neden neden neden neden...............

Kimselere açıklama yapmadığım, bir haftasonu diliyorum kendime!


Not: Bu yazı için bir görsel ararken, pinteresti açar açmaz bu fotoğraf geldi karşıma. Yazıma çok uyduğumu düşünüyorum. Çünkü bu insana sorabileceğiniz bütün soruları düşünün: Neden suratının yarısı beyaz, neden saçını öyle kestin, neden vücudunu böyle boyadın, neden kulaklarına onları taktın?
İşte o kadar saçma!
 

yıldız bilimcisiyim ben © All rights reserved · Theme by Blog Milk · Blogger