SAATLER

19.3.18


Duvar saatleri ile iyi bir ilişki kuramadım. Her saniye geçişinde çıkardığı ses, boşlukta ateş edermişçesine güçlü gelir kulağıma. Ve saatin kendisi böylece zamanı, her defasında öldürmüş olur.

Kol saatleri ise, bir nevi ayağına bağladığın gülle gibidir. Öyle bir ağırlığı vardır. Zaman durmadan geçer, çok az vaktin vardır. Hele de dijital bir saatse zaman daha da hızlanır. Ve bir de bakmışsın zamanın dolmuştur ötmeye başlar, düğmelerine basarsın ama durduramazsın, artık çok geçtir. 

Peki ya kum saatine ne demeli, o rakamları olmayan zarif saate. Zaman, milyonlarca kum tanesine dönüşür ve akar. Sonsuza kadar devam edebilecek bir döngü. 

Geçenlerde ise eskicide akrep ve yelkovanı olmayan bir saat görmüştüm.  Hangi zamandan kopup geldiğini bilemediğim bu antika saat bence zamanı doğru gösteren tek saatti. 

-Saat formları üzerinden zaman algısının gösterdiği değişkinlik üzerine düşünürken bunları karalamışım. Sonra bu yukarıda saat çıktı karşıma. Sanki gerçekliğine karşı durduğumuz zaman, derinlerde kalp atışı gibi tiktak işliyor.  

KELEBEK ETKİSİ VE FIRTINALAR

18.3.18


Bir matematikçi ve meteorolojist olan Lorenz hava tahmini hesaplamalarında zaman kazanmak için, denklemlerinde verilerin sadece ilk üç hanesini kullanıp, çok zayıf olarak gördüğü binlik haneleri atmış. (Bu arada hava kütlelerinin hareketlerini hesaplayarak hava tahminleri çıkıyormuş ortaya)
Ufak bir rüzgar esintisi kadar fark yaratacağını düşünmüş bunun. Ama oluşturduğu model sakin ve güneşli bir hava yerine bir kasırga tahmininde bulunmuş. Böylece 'ilk koşullara duyarlılık' olarak adlandırdığımız fenomeni bulmuş. (bu tanımı çok sevdim)
Ve bir anda dünyada kelebek etkisi olarak tanınanacak yaklaşımı ortaya koymuş.

Kelebek etkisi teorisi beni, ilk duyduğum andan beri her okuduğumda etkiledi. Ve hayatımda hep küçük kararların, ya da önemsiz gibi duran kabullenilmişliklerin, ya da rastgele gibi duran olayların büyük etkilerini ve sonuçlarını yaşadım. Yani cümlemin başına dönersek hiç bir kararın küçük, kabullenilmişliklerin önemsiz ve olayların rastgele olmadığını anladım. 

ZİHNİN GİZLİ KAPILARI


Bazı hislerin dilde bir karşılığı yok. Ve bazen o hisleri düşündüğümde, yaşadığımda, kendimi girmemem gereken gizli odalarda buluyorum. Dil, düşüncemize şekil veriyorsa, dilin şekil veremediği ve bu yüzden varlığından habersiz olduğumuz duyguları yaşamak zihnimde yeni bir kapı araladı.

Bastırılmış Karakterler


Ayıp olacak, ya da seni şımarık gösterecek, ya da tamamen seni bir deliye dönüştürecek bütün hareketlerini bastırdığında, gerçek karakterin daha ortaya çıkamadan üzerine toprak atmış oluyorsun. Mesela ben, buraya gelirken çiçek açmış olan bütün ağaçların dallarına sarılmak istedim. Ama bunu yapamadım, çünkü insanların tuhaf tepkilerinden çekindim. Bir yerlerde 'Martta çiçek açmış her ağaca sarılmayı severdi' diye yazarsa bilin ki o ben değilim. Ben sadece yürüyerek buraya, bu cafeye gelmiş sıradan bir insanım.

Acaba yaşadığımız evler hayatımızın hikayelerini kısıtlıyor mu?


Evimiz, zihnimizin de evi. Sadece eşyaları değil, düşünceleri ve duyguları da yerleştiriyoruz. Ama hep bir eksiklik ve geçicilik var. Ve bu da bütün olmamızı engelliyor. Böylece yaşadığımız anlar, anılara dönüşürken şekil değiştiriyor. Ve bazen çoğunlukla da nereye koyacağımızı bilemediğimiz duygularla kalakalıyoruz. Boş olan yerlere sığdırmaya çalışırken yeni tanıştığımız duyguları, küçültüyoruz, eziyoruz, parçalıyoruz.
Silik bir geçmişle kalakalıyoruz. Ve hikayelerimiz eksik kalıyor. Bir tiyatro dekoru gibi.

Bir Ateş Yakmak

17.3.18


Bir ateş yakalım dedin, tamam dedim.
Kırık dallarımızı, kurumuş yapraklarımızı, eskiyen defterlerimizi bir araya getirdik.
Bir kıvılcımla başladı yanmaya.
Karanlık yavaş yavaş aydınlandı, görünür olduk. Ellerimizi uzattık, ısındık. Etrafında koştuk, oyunlar oynadık. Hikayeler anlattık, şarkılar söyledik. Çayımızı ısıttık.
Alevleri azaldığında biraz daha çalı çırpı topladık ve var güzücümüzle üfledik. Ateşi canlı tutmak, yakmaktan daha zordu.

Her şey yanmıyordu.


Her şeyi yakan bir yangına dönüşmedikçe. 

RASTGELE YAZILAR

EN ÇOK OKUNANLAR

 

yıldız bilimcisiyim ben © All rights reserved · Theme by Blog Milk · Blogger