Başka bir balon daha

31.12.11



 martín azúa tasarımı


Çok eğlenceli görünüyor. 

Kırmızı Balon


Şehirlerin sağına soluna sıkıştırılan kırmızı balon projesi.
http://redballproject.com/

Vintage Fotoğraflar

29.12.11







Uçuşan Kağıtlar

27.12.11



Paul Cocksedge' in Lyondaki bir otelin avlusuna kondurduğu çalışmıyor. Çok etkileyici görünmüyor mu?

...

19.12.11


Cephelerin söyledikleri

17.12.11


Bir kentteki binaların cepheleri o kent hakkında çok şey söyler.


Siyah beyaz fotoğraflardaki sokağım.





kaynak: http://www.mimdap.org/


Merdivenlerin tanımladığı mekanlar üzerine bir yazı yazmak için internetten görsel ararken mimdap ın sayfasındaki bu görsellerler karşılaştım. Bu fotoğraftaki yer Galip dede caddesinin bitimi, yüksek kaldırım.
Bu caddenin tepesindeyim ben. Arada bu yokuşu inip çıkmam gerekiyor. Bu yokuşu inip çıkmak hiç öyle bu eski siyah beyaz fotoğraflarda göründüğü gibi keyifli değil.  Bir kere aylarca kazılıp tekrar tekrar yapılan sokak, taşları ve kaldırımlarıyla çok çirkin. Tanımlayacak en güzel kelime bu : çirkin.
Caddenin bitimi ise kararsız. Taşlar yarım kalmış, ne kaldırım ne yol hiç bir şey tanımlanmamış. Oraya varan yaya ne yapacağını şaşırıyor, aynı şekilde  araçta ne yapacağını ne yöne gideceğini bilemiyor.   Tuhaf bir halde yani.
Bir de eskiden olan oran ve ölçüler bu kadar insalcılken, yaklaşım bu kadar sakinken ne oldu da bize bu hale geldik anlayamıyorum.

En kısa film yarışması




Mont Blanc'in  güzelliği 1 saniyede anlatmanızı isteyen yarışması.
Jüri: Wim Wenders.

Karikatür

16.12.11

İçim burkuldu.

Lüksün tanımı






Asgari yaşam düzeni diye bir şey var. Bir insanın ihtiyaçları için gereken her şeyin minumum ölçülere göre düşünülüp, standart getirilerek yaşama dahil olması demektir bu . 
Örneğin minumum bir tuvalet ölçüsü vardır. İnsanın 'işini görebileceği' bir metrekaredir bu. Bir kişinin  yürüyebileceği, icabında iki ikişinin yan dönüp birbirlerini geçebileceği bir koridor genişliği ölçüsü vardır. Tek kişilik ve çift kişilik yatak ölçüleri vardır. Asgari bir tavan yüksekliği vardır. Kapı büyüklükleri, masa ölçüleri, sandalyeler, koltuklar yine işlevsel olarak ölçülendirilmiş, standartlar getirilip hayatımıza girmiştir. Bu söylediklerimi daha iyi hayal edebilmek için sıradan bir otel ya da bir lojman katı düşünün. 
Tavan yüksekliği sınırdadır, hani 1 cm aşağı inse kafanıza değmez ama klastrofobiniz olduğunu anlarsınız. Mutfakta, tuvalette, banyoda her yerde rahatça işinizi görebilirsiniz. 
Amaaa 
eğer banyonuz birazcık daha büyükse, ya da ışık alıyorsa işte bu lükstür. Çünkü standartlar getirilmiş, insan psikolojisini hiçe sayarak oluşturulmuş asgari yaşam düzeninde banyoda ışığa ve fazladan metrekareye ihtiyacınız yoktur. 150 santim genişlikte iki kişi yatabilir, 200 santime gerek yoktur.  Çokta vakit geçirmeyeceğinizi düşünülerek daraltılmış koridorların büyümesi lüzumsuzdur. Vs vs. 
Eğer olurda diğerini tercih edip ve sahip olabilirseniz işte bu lükstür.

not.Uçakta lüks diye tanımlalan şey iki kişilik yere bir kişinin oturması değil midir?







Masa


Bu nasıl güzel bir masadır böyle.

Küvetli Mağaza




Aesop markasının New York'ta bir mağazası açılmış. İç mekanın tasarımına bayıldım. 
Özellikle küvet detayı harika. Burada ürünleri deneyip ellerinizi yıkayabiliyorsunuz. Çok mantıklı olmamış mı? Bu tip ürün satan yerlerde, krem vs, fellik fellik ıslak mendil arıyorum ve genelde de kalmamış oluyor.  
Tasarımcısı Tacklebox. 

Yanımda taşımaya başladığım 3 kitap daha...

15.12.11





Bu 3 kitap benim hayatımda okuduğum en güzel kitaplar. Üçünüde farklı zamanlarda okudum, farklı zamanlarda hayatıma girdiler. Bitirdikten sonra her birini ikinci kez tekrar okudum. Çünkü üç kitabın da sonuna yaklaştıkça okuma hızımı yavaşlatıp, bitmemesi için kendi küçük savaşımı vermiştim. Bu savaşa yenik düşünce de ikinci kez okumaktan başka çarem yoktu.  
Bu üç kitabın ortak özelliği yazarların kendi geçmişlerini inanılmaz bir dille yazmış olmaları ve o hafızalarında yaşayan çocukluklarını çok içten bir şekilde anlatmaları. Bunu yaparken yer yer siyah beyaz fotoğrafların izini sürmeleri, yer yer de hafızalarında kalan artıklardan çağrışımlar yaparak anılarını yaratmaları.
3 kitapta sihir gibi. 

Eskiden yolculuklarımda yanıma 'görünmez kentler' ve 'küçük prens' i alırdım. Artık onlarla beraber 'paranın cinleri', 'konuş hafıza' ve 'küçük anılar' ıda taşıyorum. 







Barınak Oyunu

14.12.11

Fotoğraflara bakın. Tek tek. Sonra o evlerde yaşadığınızı hayal edin. Sabah orada uyandığınızı, o kapıdan çıktığınızı, komşularınızla karşılaştığınızı, ve onlarla konuştuğunuzu. 
Sonra çocukluğunuzu orada geçirdiğinizi düşleyin. Kaç arkadaşınız olurdu acaba? Onlarla ne oynardınız? Saklambaç oynarken nereye saklanırdınız? Ya yalnız kalmak için nereye kaçardınız?  Sonra anılarla beraber ne biriktirirdiniz acaba? Ne koleksiyonunuz olurdu? Kum mu, taş mı, toprak mı, kelebek mi, yaprak mı?
Sonra olabileceğiniz insanı hayal edin. Şimdi olduğunuz insandan ne kadar uzakta?





















Tasarım Yazıları

Tasarım ve Gerçeklik
Tasarım ve Görünmezlik
Tasarım ve Boşluk
Tasarım ve Dans
Tasarım ve Özgürlük
Tasarım ve Din
Tasarım ve Taklit
Tasarım ve İkna
Tasarım ve Lüks
Tasarım ve Yapmak ya da Yapmamak
Tasarım ve Sabır
Tasarım ve Haz
Tasarım ve Aşk
Tasarım ve Evrensellik, Kişisellik
Tasarım ve Değişim
Tasarım ve 10bin kafa 10 çift el
Tasarım ve
Tasarım ve Malzeme
Tasarım ve Değer
Tasarım ve Kararlar
Çocuk olmak ve Tasarlamak
Tasarım ve Kölelik
Tasarım ve Duyu Hafızası
Anılar ve Tasarım
Tasarım


Hello Little Printer

13.12.11


Laptoplar, iphonelar, ipadler bir yana insan yazıyı tutmak istiyor bazen. Sonra yazının üzerine yazı yazmak istiyor. Sonra defterinin arasına koyup arada bakmak istiyor. Vs. 
O zamanlarda o devasa, ve habire bozulan printerlarımız işlevsiz kalıyor. Benim little printer hayalim laptopun altında falan olan bir düzenekti. Ama insanlar habire kağıda basmaya gerek yok, gazete ordan okunuyor, dergi ordan okunuyor, kitap ordan okunuyor diyerek kendilerini kandırdıklarından uzun vadede gelişemeyeceğini düşünüyordum bu print olayının. Zaten bilgisayarlar inceldikçe, printerların kalınlaşması -belki aynı kalıyor ama bana kalınlaşmış gibi geliyor- tuhaf değil mi? 
Bu 2012 de piyasa sürelecek olan little printer ise hayalim gerçek olana kadar, bir süreliğine benim işimi görür sanıyorum. 

Kitap Kapakları


Bugünlerde elimi neye atsam bozduğum için -laptop, fotoğraf makinası, cep telefonu vs- size yazdıklarımı güçlendirecek iyi görseller sunamıyorum. Özür. 

Bu yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz açık kitap, Jose Saramago'nun Küçük Anılar kitabının Türkçe, yanındaki de İngilizce versiyonu. Sanırım bu yazımın konusunu anladınız. Türkçe kitapların kötü kapak tasarımları. 

Türkçe kitabın kapağı ile başlayalım. Beyaz zemin üzerinde siyah beyaz bir fotoğraf var. Fotoğrafın üzerinde kitabın adı,-Küçük Anılar- ne olduğu -Çocukluk ve İlk Gençlik Anıları- ve yazarın ismi -Jose Saramago- yazıyor. Bunun üzerindede açık kahverenginde bir şerit var. Aynı şerit kapağın altında ve arka kapaktada var. Siyah beyaz fotoğraf, noktalı bir şeritle ikiye bölünmüş.  Bu şerit arkada da devam ediyor. Arka kapağın tam ortasında kitap ile ilgili açıklama var. Açıklamanın sol altında barkod , sağ altta da KDV içindedir 9.00 YTL yazısı bulunuyor. Yine hem ön hem arka kapakta CAN YAŞAM yazıyor ve logoları olan kırmızı kalpte hemen bunun üzerinde. Kitap okuyucuları zaten bu kitabın hemen Can yayınlarına ait olduğunu anlayabilir. Çünkü can yayınlarının  bütün kitaplarında çok belirgin olarak kendi oluşturdukları görsel kimlik okunuyor. Aslında bütün yayınevlerinin kimlikleri kitap kapaklarında çok baskın. Kitapçıdaki raflarda kitapların önce yayınevleri dikkati çeker oldu. Buna en iyi örneklerden biri de Okuyan Us Yayınlarının dizüstü edebiyatı dizini. (ismi böyle geçiyor diye birebir yazdım) Sanki o yazar bu yazar yok. Bir tarz var, o tarzda yazan yazarlar ve bunu yayınlayan bir yayınevi var gibi.  
Dolayısıyla artık aldığımız hemen hemen tüm kitaplarda olduğu gibi yazardan önce yayınevini algılıyoruz, ve o yazarın dünyasına girmek için her kapağı çevirişimizde o yayınevinin ismi tekrar tekrar beynimize kazılıyor. Kitapçıda elimize aldığımız her kitabın önce ön yüzüne bakıp, sonra arkasını  çevirdiğimiz için arkada kocaman fiyatının yazmasıda çok normal sanıyorum. Çünkü artık önümüze su bile konsa ne kadar diye soruyoruz. Bu arada bir de fiyatın yanında üzerinde Turizm ve Kültür Bakanlığı yazan bir sticker var. Barkodun altında da yayınevinin internet adresi.  Anlayacağınız kitabı elinize aldığınızda size verilmeye çalışılan bir sürü bilgi var. Kitabın adı, ne olduğu, yazarı, yayınevinin adı, fiyatı, yayınevinin web adresi, barkodu, Kültür ve Turizm Bakanlığından onaylı olduğu, yayınevinin logosu, ve anlam yükleyemediğim çizgiler, renkler vs.  

Gelelim sağdaki çeviriye. Ön yüzü ve arka yüzü bomboş. Gri sert bir kapak.  Sadece kitabın o kalınlığında, hani rafta görünen tek yüzeyinde, altın rengi gofre ile yazarın, kitabın ve yayınevinin adı yazıyor. Hepsi bu. 

Bu kitaba sahip olurken yazarın dünyasının bir parçasına sahip olduğunuzu hissediyorsunuz. Kitap, sanki aracı olmaksızın yazarın size sunduğu yazıları, zamanın içerisinden çekip almışsınız hissini taşıyor. Tasarımın yalınlığı kendini zamansız kıldırıyor. 

Türkçe çevirisinde ise bunu hissedemiyorum. Sanki kapak, kitabın size sunuluş biçimi sadece kitapçıda ilgi çekmesi için yapılmış gibi. Bu renkler ve tasarımla zamansızlıktan söz edilmesi mümkün değil. Hele de arkasında kocaman 9 YTL yazarken. En basitinden illa ki gün gelecek ve 'vay be iyi fiyata almışım' dedirticek kendinize. 

İngilizce çeviride kapağı çevirdiğimde sadece kitabın adının yazılı olduğu bir sayfa karşılıyor beni. Bir kitabın adı kitabın anahtarı gibidir. Çevirir ve içeri girersiniz. Başka bir dünya o kapının ardında sizin keşfetmenizi bekler. Ne keyifli bir andır o an. 

Türkçe çevirinin kapağını çeviriyorum. Kitabın adı,-Küçük Anılar- ve ne olduğu -Çocukluk ve İlk Gençlik Anıları-yine ve yine yazarın ismi -Jose Saramago- yazıyor. Altında da yine Can yazıyor ve yine kalp var. Olabildiğince ruhsuz. Ve sanki anlama güçlüğü çekiyormuşsunuz gibi aynı şeyler tekrar ve tekrar yazılmış.  Türkçe kitabın enlemesine geniş olan ve okumayı zorlaştıran boyutuna ise hiç girmiyorum. Ve neden her aralıkları dar olan ve kaldığım yeri kaybetmeme neden olan küçücük harfler arasında kaybolduğumda az sayfa kullanılsın diye böyle yapılmış hissine kapılıyorum bilmiyorum. Dolayısıyla yazar ile arama bir de bu ülke ekonomisi, boyut ve sıkışmış yazılar giriyor. 

Ne yazık ki yabancı bir dilde, kelimelerin büyüsüne kendi dilimde olduğu gibi kapılamadığım için Bu Türkçe çeviriye muhtacım. Başka bir dilde aynı tadı alamıyorum. 

Dileğim daha iyi, yalın kitap kapaklarının yapılması. 

İtiraf ediyorum bir gün bir kitabın sayfalarını, eskiciden aldığım sert kapaklı bir kitaba monte edip okumuştum. :)




Bir mekan olarak küvet

12.12.11











the dreamers
the royal tenenbaums
american beauty
womb
the reader
marie antoinette 
heavenly creatures
fight club
from hell
one week








 

yıldız bilimcisiyim ben © All rights reserved · Theme by Blog Milk · Blogger