ASYA NOTLARI 1 / YAĞMURUN ÖĞRETTİKLERİ

2.4.17


Tayland, Kamboçya ve Vietnam seyahatlerinde aldığım notları aklımda kalanları yazmak istedim. Biraz karışık ve düzensiz.

1 / Yağmurun Öğrettikleri

Koh Samui adasında günlerce yağmur yağdı. Bazı günler hiç ara vermeden. Denizin maviliğini yok eden fırtınalar çıktı. Hava sıcaktı. Ama güneş hiç görünmedi.  Elimde telefonla sürekli hava durumunu kontrol ediyordum. Ne kadar şansız olduğumu düşünüyordum. Önce üzüldüm. Hatta çok üzüldüm. Sonra duygularımı bir kenara bıraktım. Sonuçta alt tarafı yağmur yağıyordu. Ve adadaki herkes yağmuru olduğu gibi kabullenmiş, yaşıyordu. Ben de öyle yaşamalıydım.

İstanbul’daki yaşantımı düşündüm. Her gün sabah hava durumunu kontrol edip sokağa çıkmamız ne kadar garip aslında. Kontrol ederken kontrol altında tuttuğumuzu sanıyoruz. Hava bizi buralarda fazla yanıltmıyor. –o da bizden bıkmış olacak ki elinden geldiğince sürpriz yapmamaya çalışıyor diyor sevgili-
Yağmur bekleniyorsa yağmur geliyor. Çok yağmur gelirse hava çok kötü diyoruz. Gri bulutları sevmiyoruz. Yıldırımlar korkutuyor. Ne bilim milyon tane duygu yaşıyoruz hava ile ilgili. Ne kadar gereksiz. Bu kadar çok duygu yüklemeye gerek var mı? Neden olduğu gibi yaşayamıyoruz ki? Neden kendimizi teslim edemiyoruz.


Durmadan değişen ve tahmin edilemeyen havanın Asya topraklarına öğrettiği çok şey olmalı. Ben de yavaş yavaş öğreniyorum.

KENDİME DÖNDÜĞÜM GÜN

26.2.17


1 ay oldu döneli Asya'dan. Dönerken ağladığım yerdeyim.
Hiç bir şey okumadım, izlemedim, koklamadım döndüğümden beri. Kafamı çevirip bakmadım olan bitene. Anılarım taze kalsın istedim. Durmaya ve durdurmaya çalıştım.
Bu yazı işte bu garip hal hakkında. Ait olma ve olamama üzerine. Hatırladıklarım ve unuttuklarım üzerine.

Hikaye şöyle başlıyor. Bir yere gidiyorsun, bir ana.
Alışman saniyeler sürüyor.  Bisikletinle sel basmış evlerin arasından geçerken bir his dolanıyor bedenine, aynı bir ritmin diline dolanması gibi. Yaşanmışlık hissi. Bu yağmurlar da hep bunu yapıyor dedirtiyor, evlerin su içinde kaldığı manzaraya ilk defa bakarken. Sanki her şeyin yerini biliyormuşsun gibi gidiyor, sanki herkesi tanıyormuşsun gibi selamlıyorsun. Ait oluyorsun. Uzun ağaçların seninle beraber büyüdüğünü sanıyorsun. Düşen hindistan cevizlerini topladığın sanrıların, anıların oluyor. Gerçek olup olmadığının bir önemi yok. Çünkü varlar ve içine doluyor. Yaşadığın her an, anılarını üreterek çoğalıyor. Ne kadar çabuk alışıyorsun ellerini birleştirip selam vermeye. El sıkışmayı da, öğrendiğin diğer her şey gibi, unutman zamanın en küçük birimi kadar kısa oluyor. Yeni alışkanlıkların ve yeni tavırların oluyor. Yeni tiklerin. Yeni hareketlerin, yeni kelimelerin. Ama hepsi sanki hep varmış gibi. İlk defa duyumsadığın kokular bile yeni anılarını çağrıştırmaya başlıyor . Çamurun, şelalenin, yağmurun, yaprağın, fillerin kokusu. Tüm bunları içine çekmeye doyamayan bu kişi benim başka bir halim. Başka bir ben. Korkuları olmayan bir ben. Tek derdi basitçe yaşamak olan. Bu kendimi tanıdıkça seviyorum.

Sonra dönüyorsun. Bir ev kurmaya çalıştığın yere. Bir iş sahibi olduğun yere. Dostlarının, ailenin olduğu yere.  Bir şeyler garip hissettiriyor. Ne olduğunu çözemiyorsun. Geride bıraktığın izlerden eskiden yaptığın şeyleri hatırlamaya çalışıyorsun. Fişlere bakıp hangi markete gittiğini, kitaplarına bakıp neler okumayı sevdiğini, çizdiğin resimlere bakıp neler hissettiğini, ilaçlarına bakıp hastalıklarını, dolabına bakıp hangi renkleri sevdiğini neler giydiğini anlamaya, hatırlamaya çalışıyorsun. Düşünüyorsun. Burası başka bir hikaye. Burası  o adamın* ın bahsettiği nesnel gerçekliğin yerini alan kurmaca bir hikaye. Hepimizin inandığı ve oynadığı. Bu hikayede bir rolün var. Demek ki diyorsun kendi kendine her gün repliklerini aklında tutabilmek için prova yapıyorsun. Burda yaşadığın her gün bu oyunun bir provası gibi. Ve bu oyun olmadığı an unutulmaya çok müsait. Çünkü bu senin yaşamın değil. Burda para kazanmak için çalışıyor, kendini ifade etmek için yazıyorsun. Para kadar kendini ifade etmeye de ihtiyacın var demek ki.

Gittiğin yere alışırken, döndüğün yere yabancılaşıyorsun.

Hatırladıkça farkediyorsun. Olmadığın kişiyi olduğunu bile anlamadığını.
Herkes nasıldı diye soruyor, oralar. Ama bir türlü anlatamıyorsun.
Ve yazmaya başlıyorsun.


*Yuval Noah Harari

 

yıldız bilimcisiyim ben © All rights reserved · Theme by Blog Milk · Blogger