ASYA NOTLARI 2 / VİETNAMLILAR

2.4.17



Bir ifade var yüzlerinde. Eziklikle kibarlığın karışımı bir ifade. Ama ne eziklik, ne kibarlık. 
Her akşam gün batımında insanın içini kaplayan boşluk duygusuyla başbaşa kaldığında, gün doğumu aklına gelip de bir anlığına, sadece bir anlığına mutlu olduğunu düşün; işte o ifade. Kabul edilmiş bir yenilgi gibi. Ama umudun olduğu. Anlatması zor. Bakışlarında, hareketlerinde, dillerinin dönmediği İngilizce konuşmalarında, bir ifade var. Anlatması çok zor. Cinsiyet ve yaşları yok. Bir erkekle bir kadını ayırt edemiyorum. Çocuklar haricinde herkes aynı yaşta kalmış gibi. Yaşlı ve genci ayırt edemiyorum. Meslekleri ayırt edemiyorum, kıyafetler aynı. Önüme çıkan tüm bu yargılardan arındığımda –erkek ya da kadın olması, genç veya yaşlı olması gibi- geriye kalan değerleri ilk defa bir toplulukta görebiliyorum. Bu insanları sevmemi sağlıyor. 

-
Vietnam yemeklerini yemekte zorlanıyorum. Otelin restoranında yemeğime umutsuzca bakarken garson yanıma geliyor, aynı zamanda yemeği hazırlayan da o olabilir. Meraklı bir şekilde yemeğimi neden yemediğimi soruyor. Ona yemekleri sevemediğimi söyleyemiyorum. Buna üzüleceğine eminim. Midemde bir sorun var diyorum. Bana biraz sonrasında muz getiriyor. Ve ben tam giderken arkamdan bir şeyler söylüyor. Anlayamadığımı belirten bir şekilde kafamı sallıyorum. Tekrar ediyor -kendine iyi bak-.  Dünyanın bu ucunda, tanımadığım ama benim için endişelendiğini hissettiğim bir ses tonu, kendime iyi bakmalıyım dedirtiyor. 
Onun resmini yapmaya çalıştım. Yukarıda. 

İnsanları Anlamamak

3.12.16


İnsanları anlamadın. Onları dinledin, onları sevdin, onlara yol verdin, kuyrukta önüne geçmelerine ses etmedin, sana yol soranlara büyük bir sabırla bildiklerini anlattın, sana fikrini soranları da eliboş göndermedin, ama anlamadın. Kitaplar okudun, filmler izledin, sokakta izledin onları ama yine anlamadın.  Onlar gibi olmaya çalıştın, onların dilini öğrendin, onlar gibi giyindin. Selam verene selam verdin, 'selâmu aleyküm' diyene 'aleyküm selam' dedin. Kolay gelsin dedin, kısmet dedin, Allah yardımcısı olsun dedin. Kimliğini değiştirdin. Empati kurdun. Duyguların denizinde yüzdün. 
Ama anlamadın. 

Görseldeki heykel: Johnson Tsang

Herkesin Durmadan Konuştuğu Kimsenin Dinlemediği Gezegenden Merhaba

23.10.14


Bugün izninizle parçası olduğumuz toplum üzerine gözlemlerimi aktarmak istiyorum. Evet konumuz insan ve insan davranışları.
Hangi arada ne zaman toplumsal olarak böyle bir bilince ulaştık bilemiyorum ama herkesin kendisini merkezine koyduğu tek bir dünya var. O dünyada sadece kendisi yaşıyor, dolayısıyla çevresine son derece saygısız, çevresinden kopuk olma durumundan dolaylı haliyle duyarsız, bencil, sadece sahip olma dürtüsüyle yaşayan, almaya odaklanmış bir insan: günümüz insanı.

Şifresiz İnsanlar

1.6.14


Bugün tenis oynamaya gittim. Yaklaşık 10 senedir elime raket almamıştım. -hocaya 5 sene dedim-*. Evet, bir hocayla oynamak durumunda kaldım. Çünkü tenis oynayan bir tanıdığım yok. -kaldı ki kendimin bile oynayıp oynamadığından da emin değildim.- Sonuç olarak uzun süredir oynamadığım için oldukça keyifli geçti. Dersten sonra hoca -grup dersi, maç, maraton, sınav gibi kelimelerle dolu cümleler kurdu. Bknz sevmediğim kelimeler listesi
Sporu sevsemde ait olduğu dünyaya çok uzağım. Maç yapma, kazanma, kaybetme, rekabet, skor bunlar bana uzak olan şeyler. Ben sadece tenisin boşluğunu seviyorum. Onun oyun olmasını seviyorum. Çocukken oynadığımız oyunlar gibi. Ve topa vurabildikçe daha iyi vurabilme olasılığını seviyorum, bedenimi kullanmayı ve düşünmeyi bırakmayı seviyorum. Bir de oynadığın alanın etrafının ağaçlarla çevrili olması ve kafamı kaldırdığımda gökyüzünü görmem de keyif verici. 
Bunu ona anlatmam çok zordu. 
Bir de ısrarla neden grup dersi istemediğimi sordu. Bunu anlatmakta ise iyice zorlandım. Bu biraz şuna benziyor: Evimde ve atölyemde bir alarm sistemim yok. Çünkü her girdiğimde bir numarayı çevirmek istemiyorum. Evet 4 haneli bir numara alt tarafı. Ama bir sayı daha ezberlemek istemiyorum. Bknz Aklımda tutmaya çalıştığın sayılar listesi. Zaten çok fazlalar. 

Yeni insanlarla tanışmayı seviyorum ama çalışırken inanın bu limitimi dolduruyorum. -Bir de size şöyle bir itirafta bulunayım. Türklerin gerçekten iletişim kurulması zor insanlar olduğunu düşünüyorum. Ego, hırs, rekabet, dedikodu, kıskançlık, takıntılar, aşırı özgüven, saçma bir ciddiyet, bencillik türk insanını ele geçirmiş.- Yani yeni bir insan daha dediği an birileri bir adım geri atıyorum. Çünkü bazen bu duygularla nasıl başa çıkacağımı bilemiyorum. 
Herkes tabi ki böyle değil. Bazen bazı insanlara bakarsınız ve hiç bir duygunun onları ele geçirmediğini hissedersiniz. Onlar hafif insanlardır. Sanki uzatsanız elinizi bedenlerini delip geçebilecek gibi olur. Aynı sis gibi. Bu onların yoğun olmadığı anlamına gelmez. Tam tersine daha yoğunlardır. Öyle insanları seviyorum. O insanların ezberlemek zorunda olduğunuz bir şifreleri yoktur. Ve hayatınıza katmanız da kolay olur. 

Kendimi açıklamaya çalıştığım hoca da böyleydi aslında. Şifresiz. 
İşte bugün bunu fark ettim: Şifresiz insanları seviyorum.

*size de 10 dedim, belki de 15. 

 

yıldız bilimcisiyim ben © All rights reserved · Theme by Blog Milk · Blogger