Onun Gözünden Ben

2.5.15


Aradan 1 ay geçti. Tüm yaşadıklarım Fas'ta dibe çöküp anıya dönüştü. Her geçen gün unutmamak için daha çok çaba sarfetmek gerekiyor.
Sevgili kendi çektiği filmleri yıkatmış. Onun gözünden kenti bir daha gördüm. Ve ara ara beni çekmiş. Bu da onlardan biri. Onun gözünden ben.

Nisan Notları

23.4.15


Evet bahar bir türlü gelmedi ve havalar ısınmadı. Ve ben bu yüzden havada taklalar atarak haykırmak ve mutluluğumu dışa vurduğum dans gösterileri yapmak istiyorum. İzin verirseniz...
.
Kış benim için beklenmedik bir zamanda gelmişti ve onun keyfini çıkartamadan geçti. Uzun ve yorucu bir kış geçirdim. Soğuk hava, kar, yağmur; sadece soğuk hava, kar, yağmur olarak kaldı. Yataktan çıkmadan uzun uzun kitap okuyabildiğim pazarları yaşayamadım. Kendimce uzun uzun yazılar yazamadım. Her şeyi erteledim.
.
Şimdi keyifli bir nisan yanı başımdaki sevgili gibi sessiz sessiz nefes alıp vererek uyuyor. Uyandığı an çiçekler açacak.
.
Doyamadığım Marakeş gezisiyle başladı nisan. Yolculuk yapmayı özlemişim.
Hiç bir anının ve anlamın yüklenmediği yeni bir kente gitmek. Ve tüm kenti duyularınla yeniden inşa etmek.
Sana ait olan bir izin bile olmaması, böylece yabancılaşman. Kentteki her bir yerliye ve kendine.
Kendine yabancılaştığın an ise, kendini bulmaya yaklaştığın an oluyor. Hep kayıp hissettiğimi düşünürsek, durmadan gitmem gerekiyor.
.
Öyle çok aç kalmışım ki kitaplara şu an ne bulsam okuyorum. Günlerdir aç kalmış bir insanın yemek ile buluştuğu anı düşünün. Yok yok beni düşünün, kitabın sayfalarını koparıp yediğimi. Nasıl içime alabilirim, nasıl sindirebilirim onca şeyi. (bazen bazı cümleler o kadar hoşuma gidiyor ki, o anda kitabı okumayı bırakıyorum, kaldıramayacağım bir haz)
.
Okumaya başladığım an ise yazmaya başlıyorum.  Yanlış anlamayın yazan bir edebi yanım yok, yazmanın kendisi hoşuma gidiyor. Bir düşünme biçimi, benim için.
.
Durmadan yeni fikirler dolanıyor kafamda. Defterime daha çok notlar alıyorum,  unutmamak için. 'Delirmeme engel olan defter' koydum adını. Bir şeyleri unuttuğum an, evrende dağılan bir mekiğin parçaları gibi sonsuzluğa doğru yavaş yavaş ilerliyor.
Peki hatırlamanın ne faydası var, bazen inanın onu da bilmiyorum. -Evrende yeri tespit edilmiş bir mekik parçası.-

Polaroid: Yasemin Ozeri

Anılar / Marakeş 5

22.4.15




1-Bitkinin ne işe yaradığını sorduk. Abdurrahman bir tane dalını koparıp ağzına koydu. 'Toothpick' dedi. Sevgili fikri çok sevdi. Abdurrahman'da bunun üzerine bize bir avuç hediye etti.

2-Bindiğimiz taksiyi sevince, şöföründen numarasını istedik. Bir kağıt parçasına numarasını yazdı. Ona adını sordum. Cevabını anlayamadım. Yazmasını söyledim. Yazdığında anladım; yazarak anlaşamayacağım bir ülkedeyim. Garip geldi. Afalladım. Bir de üzerine farkettim ki, herkes fransızca konuşuyor, ama kimse fransızcayı okuyup yazamıyor. Bildiğin her şeyi hala unutamamışsın Yasemin, ezberden yaşıyorsun.

3-Hayatımda ilk defa bir şapkam oldu. Onu çok sevdim. Yanımda her yere götürmeyi düşünüyorum. Kafamdayken şapka, sevgili, parkta bulduğu bir tüyü koymuş. Artık yeni yerleri keşfedebilirim.


Mavi Boya Tozu / Marakeş 4

21.4.15


Önünde türlü türlü sabunlar, yağlar ve baharatların bulunduğu bir dükkana giriyoruz. İçeride raflar kavanozlara doldurulmuş boya tozlarıyla dolu.   İlk gözümüze çarpan renk mavi, ama Fas'ta karşımıza çıkan tüm renkler, toz halinde kavanozlara dolmuş. Merakla etrafımıza baktığımızı gören, dükkan sahibi Abdulrahman,  yanımıza yaklaşıp, anlatmaya başlıyor;  sattığı yağları, baharatları, sivrisinek kovan aromaları, nefes açan nane toplarını. Ona sürekli gördüğümüz, hatta dükkanın duvarları da öyleydi, mat duvarları nasıl boyadıklarını soruyoruz. Bazı anlayamadığım malzemeleri birbirlerine karıştırdıklarını, bir kaç gün beklettiklerini, sonra taşla ovalaya ovalaya duvara uyguladıklarınından bahsediyor, taşı göstererek. Nasıl yapıldığına dair kafamızda hiç bir şey oluşmamasına rağmen, belki bir gün yaparız diye 500 gram mavi boya tozu ve taşı alıp ayrılıyoruz dükkandan.

Bitki ve Hayvanlara Dair / Marakeş 3

20.4.15


Zamanın durduğu bir bahçedeyim. Ve bu bahçe tamamen bitkilere ait. Kuşlara, kaplumbağalara ve türlü türlü böceklere de cömert davrandıklarını, onlara da yer verdiklerini söylemeliyim.
Son zamanlarda doğayı çok fazla düşünüyorum. Ve biz insanlar dışındaki canlıları. Evet bizim dışımızda da canlılar var. İlkokul 1 den itibaren okuduk ders kitaplarında: Canlılar hep üçe ayrıldı; insanlar, bitkiler ve hayvanlar. Bir bitkinin de canı olduğu gerçeğini yadsımamız çok garip değil mi? Bitkileri, ve hayvanları sürekli yiyecek olarak görmekten ne zaman vazgeçeceğiz acaba?

Bazen onların, -bitki ve hayvanların- / -eğer insanlar rahat bırakmışsa, daha doğrusu bir şekilde ulaşamamışlarsa-  yaşamlarının yeryüzünde biz insanlara göre daha güzel geçtiğini düşünüyorum. Güneşi doya doya içtiklerini, havadan müthiş bir keyif aldıklarını hissediyorum. Yaşıyorlar. Toprağa dokunuyorlar, kokluyorlar, eğiliyorlar kalkıyorlar, yuvarlanıyorlar. Birbirlerinin içine geçiyorlar, birbirlerine dokunuyorlar.  Zaman hiç şüphesiz onlar için farklı akıyor. Ve yeryüzü onlara bizim ulaşamadığımız bir sırrı/keyfi/bilinmezliği bahşediyor.

Sevgili Flore / Marakeş 2

19.4.15

Sevgili Flore

Kitabını, kitap satılmayan bir şehirde buldum. Elime aldığım an aşık oldum. Fotoğraflar olağanüstü, ve sayfalarıda çok güzel fotoğrafların basıldığı. Dokunmak çok keyifli, keza kapağı da öyle. Dokunmaya doyamıyorum.
Tanıştığımıza çok memnun oldum.

sevgiler,

yasemin

not: Kapağı gördüğümde arapça harflerin ne kadar güzel olduğunu keşfettim. Sürekli din ile, geri kalmışlıkla ve hatta terörle bağdaştırılan bir dile bağımsız bakamamışım. Oysa hep etkilenmeden, etiketlemeden bakmak çok önemli hayatta. Kelimelerin akıcılığı ve rastlantısallığı, hayatla çok güzel örtüşmüyor mu?

Marakeş I

18.4.15


Göz nadiren takılmaz bir şeye, taş oymaları yerini mavi yeşil mozaiklere bırakır, mozaikler çaydanlıktan süzülen çaya, çay çeşmenin tersine akan suyuna. Biçimleri takip edebilirsin yönünü bulmak için, ama yeri geldiğinde kokuların seni götürmesine izin vermelisin. Toz kokusu, ardından beliren taze nane kokusu ve aşağıya doğru yürümeye devam edersen duyumsanmayı bekleyen adını bilmediğin onlarca baharatın, meyvenin, yağın kokusu.
.
Karmaşık sokaklar, sokakların iki yanında yükselen kiremit rengi duvarlar ve duvarların yüzeyindeki tek açıklık kapılar. Büyük ahşap kapılar, ardındaki yaşamın tek işareti. Bu şehirde kapıların başka bir sırrı var. Geçtiğim her kapının ardında kendimi,  ortasında yüksek palmiyelerin ve muz ağaçlarının bulunduğu, taş oymalarla kaplı duvarların çerçevelediği, mozaiklerle bezenmiş avlularda, riadlarda, saraylarda buldum. Geçtiğim her kapının ardından büyülendim.
.
Bir riadda kaldım. Güneş ışığının cömertçe tüm avlusunu aydınlattığı, arap melodilerinin duvarlara değerek yayıldığı,  uzun ağaçların gölgelendirdiği avlusunda şiir okumayı sevebileceğin bir riad. Günlerce burda kaldığımı, ve bir kitap yazdığımı hayal ettim. Hava güzeldi ve kelimelerim arapça harfler gibi yayılarak, kayarak, yuvarlanarak onlara verdiğim anlamlara gömülüyorlardı. Doğudan, kaktüslerden ve bir de develerden bahsediyordum. Yazdığım tüm yazıları orada bıraktım. Çektiğim tüm fotoğraflarla birlikte.
.
Bu yazıyı yazdığım masadan süzülen kokuya bıraktım kalemi. O kelimelerimi yönlendiriyor. Oradan aldığım sabunlar, boya pigmentleri, bir kilim, argan yağı, hasır şapka, taşlar ve bir kitap. Tüm şehrin kokusunu tutuyorlar, doğa bilimcilerinin açıklayamadığı en küçük parçacıklarında. Her geçen gün biraz daha kayboluyor, tüm canlı renklerinin giderek soluklaştığı anılar gibi.

Fotoğraf: Yasemin Özeri
 

yıldız bilimcisiyim ben © All rights reserved · Theme by Blog Milk · Blogger