İnsanları Anlamamak

3.12.16


İnsanları anlamadın. Onları dinledin, onları sevdin, onlara yol verdin, kuyrukta önüne geçmelerine ses etmedin, sana yol soranlara büyük bir sabırla bildiklerini anlattın, sana fikrini soranları da eliboş göndermedin, ama anlamadın. Kitaplar okudun, filmler izledin, sokakta izledin onları ama yine anlamadın.  Onlar gibi olmaya çalıştın, onların dilini öğrendin, onlar gibi giyindin. Selam verene selam verdin, 'selâmu aleyküm' diyene 'aleyküm selam' dedin. Kolay gelsin dedin, kısmet dedin, Allah yardımcısı olsun dedin. Kimliğini değiştirdin. Empati kurdun. Duyguların denizinde yüzdün. 
Ama anlamadın. 

Görseldeki heykel: Johnson Tsang

Zaman ≠ Yaşanılmışlıklar


27.10.2009 tarihinden


Koştukça, zamanın benimle birlikte daha da hızlı ilerlediğini hissediyorum.Çok fazla şey oluyor ve ben kendime bile anlatamadan, üzerine düşünemeden olanları unutuyorum.


Gözlerimi sımsıkı kapatıp beyimin dip köşelerinde ilerleyerek anları yakalamaya çalışıyorum . Yakaladığım her andan ileriye doğru gitme çabam ise bir anda ileriye doğru sarılmış bir film gibi, hiç bir detayı yakalayamadan beni olduğum ana atıveriyor. Çok fazla şey oluyor. Yaşananlar değer olarak varlığını sürdürmek yerine, harcanılmış kavramlar olarak yok oluyor. Okuduğum bir haber aklıma geliyor. Bir insanın bir haftada ortalama duyduğu, okuduğu, izlediği haber, orta çağda yaşayan bir insanın bir ömür boyunca aldığı habere eşit. Bu çokluğun içerisinde hiç olmadığı kadar sakin kalmaya başladım. Bazı şeyleri daha az dert etmeye başladığımı düşündüğümde aslında bunun nedeninin de bu çokluk olduğunun farkına vardım. Çünkü zaman bu yaşanılmışlıkla orantılı değil. Yaşanılmışlık zamanın içine alamadığı bir büyüklükte. Dolayısıyla her yaşanılmışlıktan kar etmek zorundasın ki, zamanı orantılayabilesin. Bu da şu demek: bir şeyleri dert edecek, bir şeyler için üzülecek, hayal kırıklıkları yaşayacak zaman yok. Yani yaşam bizi duygusallıktan koparmaya zorunlu hale getiriyor. Duygular, fikir ve düşüncelerin, stratejilerin gerisinde kalıyor. Karşılaştığın her olay, kişi matematiksel bir denklem gibi beliriveriyor. Ve sen bunlarla karşılaştığın an çözmeye başlıyorsun. Kaç bilinmeyeni olduğunu bile bilmediğin bu denklemler, her kişide ve olayda fark ediyor. Ama sen bu denklemlerle sadece yüzleştiğin an boyunca kafa yormalı, kapıdan çıkıp gittiği an sende bu denklemin kapılarını kafanda kapamalısın. Çünkü sağına döndüğünde başka bir denklem orada çoktan seni beklemeye koyulmuş oluyor. Ve söz konusu olan zaman içerisinde senin daha yapacak çok işin var. Kaç kişi varsa hayatında o kadar çok denklemin var. 


Belki de sevdiğin insanlar bu yüzden yok gibidir. Belki görüpte bir anda donakaldığım o kız için 'ne kadar silik' dememin nedeni de budur.(-Sanki yok gibi derken buldum ona bakan kendimi.) Sevgilinin de yanımdaki yokluğunu sevdim galiba ben.

Yazıya daha erken başlamalıydım. Bugün yaşamak zorunda olduklarım yazacaklarımında önüne geçti.

Tasarım + Tatmin


15.09.2009 tarihli bir yazım

Bir tasarımcının tatmin olduğu an hangi andır? Tasarımın gerçekleştiği -soyut bir düşünceden somut hale dönüştüğü- an mı? Birilerinin o tasarımı hayatına dahil ettiği an mı? Başka iyi bir tasarımcının beğendiği an mı? O tasarıma iyi bir değer biçildiği an mı? Bir ödül mü? Ya da tasarımcının hayatında gerçekten tatmin olabildiği bir an var mı?
İtiraf etmeliyim ki kısa süreli o duyguyu hissediyorum, ama uzun süre içimde yaşatamıyorum. Bazen bir fikrin aklıma gelmesi, bazen fikrin aldığı somut hal, bazen fikri bir adım öteye götüren o çok küçük adım, bazen birilerinin o tasarımı alıp kullanması bana kısa süreli hazlar tattırıyor. Ve herşey öyle çabuk içimde olup bitiyor ki, ne birisine anlatacak paylaşacak zaman kalıyor, ne de kendime o duyguyu tekrar hatırlatacak bir iz. Zaman düz bir çizgi şeklinde ilerliyorsa, o küçük nokta kadar zaman dilimini kapsayan arada hissediyorum -hazzı-, kısa- ama derin. Saniyenin binde biri gibi bir zamanda çok derin bir okyanusun en derinine dalıp çıkmak gibi. Yüzünden kayan su, değişen renkler, gün ışığından karanlığa ordan tekrar aydınlığa bir anda ulaşmak. Sonrasında ise hissin nasıl olduğunu bile hatırlamıyorum. Tekrar derin bir su bulmam gerekiyor anımsamak için. Ve ordan kendimi atmam.

Görseldeki kapı: Peter Zumthor
 

yıldız bilimcisiyim ben © All rights reserved · Theme by Blog Milk · Blogger