Sigiriya

31.10.15



Sigiriya. Günlerdir düşünüyorum. Nasıl yazabilirim diye.
Eğer daha önceden bilseydim bana yaşatacaklarını, hiç şüphesiz şansa bırakmazdım orayı keşfetmeyi.
.
Hakkında hiç bir şeyi bilmiyor olmakta güzeldi gittiğimde.
Tesadüfen Bawa'nın bir otelinin Sri Lanka'da olduğunu öğrenip o otelden yer ayırttım. Sevdiğim mimarların hayal dünyalarında gezinmeyi seviyorum. 
.
Otele, gece 4 saatlik bir araba yolculuğundan sonra ulaştık. Gece vardığımız için güneş ışığını beklememiz gerekti nerde olduğumuzu anlamak için.
.
O sabah, Sri Lanka'daki ilk sabahımızda, uçsuz bucaksız kelimesinin ne anlama geldiğini o boşluğun ortasında bir dağa sokulmuş otelde anlayacaktım. Ve karşımda, o çok uzaktaki, Sigiriya'daki kayayı gördüğümde bu kadar uzaktaki bir yeri görmenin garip hissiyatını yaşayacaktım.

Bu durağan doğanın içinde öylece duran tek kayayı, otelin kıyısından bakıp görüyor ve hayal kurabiliyordum. O an uzaktaki yerleri görmenin önemini anladım. -Önce gözün yolculuğu.-
.
O gün otelden çıkıp yaklaşık yarım saat sonra Sigiriya'ya ulaştık.  Yanımıza yaşlı, mavi yerel kıyafetleri içinde bir Sri Lanka'lı yanaştı. Rehberlik yapabileceğini, adının Chai* olduğunu ve bize eşlik edebileceğini söyledi. Sevgili hemen tamam dedi. Bir rehber olmasından daha çok bu dişleri dökülmüş, çıplak ayaklı adamı tanımak istediği için ona evet demişti
-hadi beraber gidelim.
.
Kayanın tepesine ne kadar sürede çıktığımızı hatırlamıyorum. Aslında bildiğim her şeyin şaştığı bir yerdeydim. Zaman ve uzaklık arasında bir ilişki kuramadığımı farkettim. Bir süre geçiyordu ve biz biraz daha yukarı çıkıyorduk ama dönüp aşağıya baktığımda sanki günlerdir yürüyormuşcasına bulunduğumuz yerden uzaklaşıyorduk. Her şey o kadar küçülüyor ve uzakta kalıyordu. Oysa belki sadece 10 dakika geçmiş oluyordu.
.
Kayanın bir ucuna yapışmış o en uzak yerindeki arı kovanlarını görüp büyüklüğünü hesaplama çabalarımda boşunaydı. Öngörebildiğim tek şey çok büyük olduklarıydı.
.
Eski bir krallık, yok olmuş bir medeniyetin geriye kalmış topraklarında ve yıkık dökük taşlarının arasında, eski bir yaşamın hayalini kurmaya çalışırken en tepesine vardık kayanın. O tepeden gördüğüm şey beni esir aldı. Zamanın durduğu bir boşlukta, alabildiğine giden toprakları gördüm. O dünyada zaman durmuş gibiydi. Gökyüzü ve yeryüzü durmuştu. Aralarını kesen ufuk çizgisi durmuştu.  Kesinlikle orada faklı bir zaman akıyordu.
Gördüğüm şey binlerce yıl öncesiyle aynıydı belki de. Görünmez Kentteki topraklarına bakıp iç geçiren Kubilay Han'ın hislerine yaklaşabildiğim andı, o an.
İnsan böyle bir boşluğa bakıp aynı kalamaz.
.
Nefes aldım. Yaşadığımı hissettiğim nadir bir anın nefesini aldım.
.
Hiçbirşeysizliğin ortasında başıboş gezinen gözüm, sevgili ve Chai'ye takıldı. Konuşuyorlardı. Yanlarına gittim. Sevgili Chai'e neden ayakkabı giymediğini soruyordu. Chai ise ömrü boyunca hiç ayakkabı giymediğini ve düşünebilmek için çıplak ayak kalması gerektiğini anlatıyordu ona. Toprağa, taşa basmayı seviyordu. Sonra yerden bir çöp aldı Chai ve ayağına batırdı,  çöp kırıldı. Tabanlarının sertleştiğini ve rahat yürüyebildiğini anlatmak için yaptı. Bunun üzerine sevgili onun ayaklarına dokundu, bir çocuk içgüdüsüyle. Anlamak ve hissetmek istedi.
60 yaşında bu incecik adam eski bir tarih öğretmeniydi. Eşini bir patlamada kaybetmişti. (sri lanka da uzun bir süre iç savaşın o sarılamayan yaralarından biri) 4 dil konuşabilen bu adam bize Sigiriya hakkında bir çok şey anlattı. Çok konuştuk, çok güldük, ayakkabılarımızı çıkardık, cebimize toprak doldurduk, birbirimizin fotoğraflarını çektik, kralın odasından dünyaya bakıp kral olduğumuzu hayal ettik, cebimize dolduramayacağımız kadar çok topraklarımızın olduğunu.  Sigiriya'da beraber geçirdiğimiz o an, Sigiriya'nın durağan zamanının tarihinde yerini aldı.
.
Ne garip, otele geri dönüp yeni bir sabaha uyandığımızda gördüğüm kaya başkaydı.



-Bahsettiğim yer Sigiriya.
-Bahsettiğim mimar / Geoffrey Bawa
-Bahsettiğim otel / Heritance Kandalama


*Nasıl yazıldığını bilmediğim bir isim. 
 

yıldız bilimcisiyim ben © All rights reserved · Theme by Blog Milk · Blogger