Mimar Notları*

15.2.15


Ahşabın büyüsüne kapıldım ve betonun, ışığın, ışığın vurduğu boş beyaz duvarların. Günlerim böyle geçiyor bir süredir. Keşiflerim ve hayranlık duyuşlarımla. Bir mekanın içerisindeyim. Şekillendirmem için ordayım. Ama bunu yapmaya çalışırken asıl mekan beni şekillendiriyor.   Ben sadece onu dinlemeye, duymaya dönüşmek istediği şeye tercüman olmaya çalışıyorum. Zira tercümanlık zor zanaat. Öyle ya gördüm o gün; iki japon, sevgiliadam ve ben masada oturmuş akşam yemeğini yerken bir tercüman, tercüman olmaya çalışmıştı sözlerimize. Hiç durmadan ayrıştırmış, konuşmuş, konuşmuştu. Ne kadar anlatılan anlaşıldı, anlatılmak istenen aktarıldı bilemiyorum. Bildiğim tek şey, o gün, o masada her şeyi anlayan tek kişi tercümandı.

Mimarda biraz tercüman gibi. Tüm dilleri anlayan bir tercüman. Ahşabın dili, betonun dili, duvarın dili, ışığın dili.
Kendimi şanslı hissediyorum. Duyuyorum ve anlıyorum.
Anlamak müthiş bir keyfi büyük bir yükle beraber veriyor. Japoncanın şiirsel dilini, Türkçenin kısıtlı kelimelerine sığdırmaya çalışan tercümanın takdire şayan çabasını hayal edin istiyorum.
Tercüman olabildiğimden daha fazlasını duyuyorum, daha azını aktarıyorum, bir çok şeyin karşılığını bulamıyorum.

.
Yaşanmışlığın görünen ve görünmeyen izleri. Örtmek ve açığa çıkarmak.
Sanki her şey bir zamanlar ordaymış gibi, olabilecek olanı bulmak. Hatırlamaya çalışır gibi aramak/yaratmak.

.
Eski binaları seviyorum. Duvarların ardında gömülmüş tuğlaları, kat kat boyaların altında saklanan isponyeletleri, akmış camları, yerin altında saklı kalmış rabıtaları.

.
Kurtların kemirmeye doyamadığı kapıların çelimsiz halleri hiçte güvenli gelmeyebilir kulağa, ama bir menteşenin aldığı hafif eğimden dolayı kapıyı açtığınızda kibarca havaya kalkışını başka hangi kurtların kemirmesine karşı koyan kapı başarabilir. Şimdi bir kapı sadece bir kapı. Size kapı açmayan bir kaba şahıs kadar kaba bir kapı. Hiç bir  roman kahramanının açmak istemeyeceği kadar duygusuz,  metaforların yüklenemeyeceği  kadar zayıf ve ruhsuz. Tercümanınız olarak size söylemeliyim, bu çelik kapılar size tercüme edebileceğim hiç bir şey söylemiyor.

.
Pencereler.. Ahşap çerçevelerin uzunluğu ile rüzgarı baştan aşağıya bütün mekana doldurabilen pencerelerin fısıldadıkları ise çok derinden. Ve ışığın mekanın her bir noktasına  dokunmasına olanak veren büyüleyici saydamlığı. İşte başka bir keşifim: yere kadar uzanan pencerelerin oadalara kattığı muazzam etki. (Galata'daki küçük evimizde yatağın hemen yanıbaşında balkon kapısının olmasının şansını yaşıyorum.Havayı bütünüyle bütün odaya doldurabiliyorum) 

.
Tek derdim bu: her şeyi olduğu gibi, hep ordaymış gibi bırakmak. 


(Çalıştığım proje boyunca aldığım kısa kısa notlar)

 

yıldız bilimcisiyim ben © All rights reserved · Theme by Blog Milk · Blogger