Bu Bir Oyun

20.7.14

415 Gram'dan

İlham #21

18.7.14


Japonca nehir.

Selam Sevgili Bitkiler

17.7.14

Aslında her şey şu yukarıda gördüğünüz köksüz bitkiyle başladı. Sevgili bir gün elinde bu çiçekle geldi ve böylece evimize ilk bitki de girmiş oldu. Benim o zamana kadar bitkilerle uzaktan yakından bir ilişkim olmamıştı. Ve bakıp bakamayacağıma bile emin değildim. Dolayısıyla bu küçük bitkinin sulanmaya bile ihtiyacı olmadığını öğrendiğimde baya rahatlamıştım.
Şu an ise evimizde, uzun latince adları ve -garip türkçe karşılıkları olan- bir sürü çiçeğimiz var. Hepsini özenle saksılarına yerleştirip, toprağa diktik. Şu beton dünyasında toprağa dokununca düşündüm, toprağı.
Toprak eşittir yaşam, demek.
Doğa çok garip.
Yaşamak için şu gövdenin ve yaprakların ve çiçeklerin, ve görmediğimiz köklerin; ihtiyaçları olan şeyler o kadar basit ki. (Basit derken simple anlamında kullanıyorum. Türkçe de ne yazık ki basit deyince önemsizmiş gibi algılanıyor. Halbuki söylemek istediğim çok olumlu anlamda bir basit. Basitliğin güzelliği ve aynı zamanda kolay olması ve bu kadar kolay olabilmesinin bu kadar zor olması) 
Bıraksan doğa her yerden fışkıracak. Çok garip.
Onları ilk suladığımda yaprağın ve toprağın olağanüstü kokusunu ise kelimelerle anlatmakta zorlanıyorum. Ve her geçen gün onların büyümesi ve yaprakların oluşması bir mucize değilde ne?



Haftanın Önerisi :)

14.7.14


Sıcak ve tatil hayalleriyle dolu bir haftaya günaydın. Bu hafta iki önerim var. Pinteresten evlere bakıp hayaller kurmak ve çıplak ayakla dolaşmak.

Pratik Zeka

13.7.14


Yurt dışına çıkan Türklerin en çok yaptığı yorum;  Türklerin çok  pratik zekalı olduğu ve yabancıların bundan yoksun olduğudur. İtiraf ediyorum bunu ben de söyledim.  Hatırlıyorum bir dükkanda sıra beklerken, (daha doğrusu sıradan kastım tek kişi), satıcı sadece onunla ilgilenmiş ve orada o kadının karar vermesi için dakikalarca beklemiştim.  Aynı şey bu topraklarda olsa, satıcı aynı anda herkesle ilgilenebilir ve kimse kimseyi karar vermesi için beklemez. Bu hayatın her alanında böyledir.
Avrupa'da yolda arabalar durur, yayalara izin verir. Hatta ve hatta şahit olmuşumdur, bir takside, önümüzdeki arabadan inen insanları birbirlerini öpüp vedalaşırken büyük bir sabırla beklediğimizi. Burda ise bırakın öpüşmeyi, arabadan gerçekten indirmek zorunda olduğunuz yükünüz olduğu için durmuş dahi olsanız küfürü yersiniz. Ama bundan şikayet eden siz, o takside -Hadi kardeşim öpüşmenin sırası mı?- dersiniz.

Kısacası bu sistem kanınıza işler. Kurallar vardır ve siz kuralların deliklerini bulup işinize geldiği gibi yapar sonra bununla gurur duyarsınız. Mesela hayırdan anlamayız. Hayırları evete çevirmek için büyük bir çaba harcayabiliriz. Yasaktan anlamayız. -Neden yasak diye başlarız sorgulamaya. Yabancı bir arkadaşım arabayla girilmesi yasak olan sokaklardaki kapanları gördüğünde çok şaşırmıştı ve ne olduğunu sordu. Ona açıkladığımda -e yasak diye levha koysalar ya demişti. Hatta çözümün bu kadar basit olduğu ve bizim ne kadar zorlaştırdığımız komiğine gitmişti. (Ne yalan söyleyeyim bir Türk olarak tabii ki benim de onun bu konudaki saf yaklaşımı komiğime gitti. )

Sisteme ve kurallara sıkı sıkıya bağlı ve böyle oldukları için pratik zekadan yoksun olarak değerlendirdiğimiz toplumları bir tarafa alıyorum ve soruyorum.  Madem bizler bu kadar pratik zekalıyız, neden hiç bir şey düzenli akmıyor hayatın içinde. Neden trafik var, neden trafikte kafayı yiyen psikopatlara dönüşüyoruz, neden sıra beklerken çıldırıyoruz, neden komşularımıza tahammül edemiyoruz, neden sürekli hakkımızı ararken buluyoruz?

Size söyleyeyim çünkü sizin deldiğiniz yasak diğerinin özgürlüğüne müdahale olmuş oluyor. Sizin yaptığınız açıkgözlülük -bunu böyle değenlendiriyorsunuz ya- diğerinin yaşamdaki en basit hakkına düpedüz saldırı bile olabiliyor.

Kısacası biz pratik zekalı falan değiliz.

not: Üstteki resim google'dan Pratik zekalı Türkler diye aratınca çıktı.


İlham #20

Andrew Wyeth

Her Şeyin Başka Bir Şeye Benzediği Dükkan

9.7.14



Bugün her şeyin başka bir şeye benzediği bir dükkana girdim. Adam şeklinde şemsiye, zar şeklinde kültablası, timsah şeklinde maşa, düğme şeklinde bardak altlığı, çicek şeklinde kalem, kalem şeklinde silgi, vana şeklinde tirbüşon, baykuş şeklinde sabunluk, kedi şeklinde elbise fırçası ve daha aklımda tutamadığım onlarca şey vardı. Ne kadar saçma ve çirkindi her şey. Gözlerim çığlığı kulaklarımı tıkadı.
Bir şemsiye neden adam şeklinde olur? Bir tasarımın en büyük mücadelesi (challange) zaten bir şemsiyenin bir şemsiyeye benzeyebilmesidir, en çok şemsiyeye yaklaşabilmesidir. Bir şemsiye yapalım hadi ona adama benzetelim ne yaratıcıdır, ne de bir işe yarar. (Bir şemsiyenin adama benzemesinin insanlara ilginç gelmesi de ayrı bir yazı konusudur. )
Bir objeye baktığınızda, eğer ki iyi bir tasarıma sahip bir objeyse bu; bir masa örneğin, masa derseniz. Ve söylerken ağzınızda çıkan ses, dolu dolu karşılığını bulur. 'Bir masa.' Ama kötü tasarlanmış, çirkin bir masayla karşı karşıya kaldığınızda: 'Bir masa işte' derseniz. Sıradan bir masa.

Bu yüzden bir şeyleri başka bir şeylere benzetmeye çalışmak sadece insanlarda şaşırma duyusunu harekete geçiren ve böylece o şeyi satın aldıran oldukça ticari ve yapay bir yaklaşımdır.

Cici kelimesini sözlükten atma zamanı!

y a ş a m

4.7.14


Yazın Gelmesi


Yaz, bittiğinde bir romana bölüm olabilecek ya da bir öykünün tamamamını oluşturabilecek günleri yaşatmayı vadederek gelir hep. Ve geçtiğinde bir buruklukla hatırlatır kendini sene-ler boyunca.  Bir mevsimden daha fazlası, bir heyecan, bekleyiş ve yaptıklarından daha çok yapmayı hayal ettiklerinin bütünüdür. Bir geçen yaz vardır, bir de o yaz. Ve zaman geçtikçe geçen yazlar,  o yaz olur. Ve zaman geçtikçe o yaz yaptıkların hep artar. Geçmişin şekil değiştirdiğine yaz ile birlikte tanık olursun.

Benim için yaz, sıcaktan bunalmam ve ben aslında kışı daha çok seviyorum cümleleriyle başlar. Sıcağı hisseder hissetmez yağmuru özlerim. Bazen yaz cömert davranır, bulutların yağmasına izin verir. O zaman yazı sevmeye başlarım.
Yazları gün bitmez. Günlerin bitmemesi hayatı yaşanılır kılar ve kendine bağlar. Zaman daha yavaş akar. Bunun nedeni güneşin elinden geldiğince salınarak batması ve siz ne yapıyor olursanız olun durdurup kendini seyrettirmesindendir.
Yazın en büyük keyfi, atölyeden çıkar çıkmaz koşa koşa eve gelip, çiçeklerle ve adını hala daha ezberleyemediğim bitkilerin olduğu terasta geçirdiğim zamanlarda çıkar. Onlar sularım. Ve bazen rüzgar tersine eser ve hortumdan akan tüm sular tenime değer. O zaman güzel bir yaz akşamına kendimi teslim ederim. Ve güneşin batmasını büyük bir hayranlıkla izler yaşadığım günü kutlarım. Kitap okurum. Yazın daha çok kitap okurum. Miskinliği ile havanın dertlerimi unuturum.
Ve bazı akşamlar, özellikle hafif serin olan yaz akşamları, güneşi kaçırmadan Beyoğlunda yürürüm. Şanslıysam yanımda sevgilimde olur. Kitapçılara girer çıkarız. Bir kitapçıda çok vakit harcadığımızı dışarı çıktığımızda kararan havadan anlarım. Ve günün bitmesine en çok o zaman üzülürüm. Ve belki dönüşte dondurma alıp, birbirimizin aldığı dondurmaları daha çok sevip değiş tokuş yaparız. Eve gidene kadar ağır ağır -ama kesinlikle dondurmanın erime hızından daha çabuk-  dondurmalarımızı yalarız.
Yaz, terlik demektir ve sandalet ve ne giydiğinin önemsiz olması. O yüzden geçen yaz ve ondan önceki,  ve 2012 deki, 2011 ve 2010 daki giydiğin ince askılılar, sandaletler ve terlikler çıkar dolapların en gerisinden. Yine aynılarını giyersin ve o an hayatında en azından üzerine düşünmek zorunda olmadığın, ve fazlasını da hiçte ihtiyaç duymayacağın şeyler olduğuna sevinebilirsin.
En önemlisi güneş kremleri. Güneş kremlerini, kokusuyla seni taşıması için sürmelisin.  Bak işte gözlerini kapa, karşı kıyıya yüzmeye cesaret edip edemeyeceğini düşündüğün andasın ve vazgeçip minderine yaslanmış kirazlarını yiyorsun.
Bir de yaz işte. Sabah kahvaltısını, öğle ve akşam yemeklerini sadece meyve yiyerek geçirebilir ve bunun için hiç bir suçluluk ve sorumluluk duymayabilirsin. Çünkü yaz mevsimindesin. Şeftalinin dirseğinden akmasına izin vermelisin.
Bazen hiç bir şey yapmadan, yapamadan -yapamadığını sanarak- yaz geçebilir. Ama o kitapta yazılan doğrudur. Yaz geçer ve yine gelir.* Ve geçen yaz aslında çok güzel geçmiştir.

*Bu cümle Murathan Mungan'ın kitabından alıntı. 

Kütüphane'm

3.7.14




Dünyayı Seyretmek İçin Bir Yer*


Sevgiliyle dünyayı seyretmek için bir yer yaptık kendimize.

 *Başlık Ertuğ Uçar'ın harika kitabının adı link

Yarışmayı Bıraktığın Gün


Bir empati kurma durumu varki bende sormayın gitsin. Örneğin bir yıldız bilimcisiyle konuşurken, bir yıldız bilimcisi olduğumu hayal etmem an meselesidir. -bunu sürekli hayal ediyor da olabilirim- 
Geçenlerde ise koşu yarışlarına hazırlanan bir sporcuyla konuştum. Bir an ben de sporcu olup koşmaya başladım -tamamen hayalimde olduğunu anlamışsınızdır.-
Bir sürü insan, üzerimizde numaraların yazılı olduğu formalarla bir yolda koşuyorduk. Bir an kendi kendime şöyle derken buldum - Bir dakka ya, şu yanımda koşmakta olan tanımadığım insanı neden geçmeye çalışıyorum ben? Peki ya onun önündekini?- Sonra durdum aniden. Ve bir sürü insan hızla koşup beni geçti.  
Anlıyorum ki bu yarış mevzusu bana göre değil. Hayatımda, doğrusu hiç kimseyi geçmeye çalışmadım. Bu hiç umrumda olmadı. Bugüne kadar hayatımda hiç bilgisayar oyunu ya da angry birds de oynamadım. Bkz: benim hakkımdaki bilinmeyenler'e. Yarışın getirdiği -rekabet, hırs, azim- gibi konular benim yanımdan teğet geçti hep. Doğrusu bir rekabet duygusu beni şurdan şuraya götüremez ya da koşturamaz.  Bana daha iyi bir neden lazım. Bir numara, bir rakam, bir madalyon, bir not, bir yenme duygusu beni harekete geçirmek için yetersizdir. Dahası anlamsızdır. 
Halbuki hayat sadece bir yarışmış gibi öğretiliyor ve önümüze sunuluyor. Bir bakmışsın tanımadığın birini geçmeye çalışırken bulmuşsun kendini. Sınavlarda, iş hayatında. Sanki birini geçersen daha iyi olacakmışsın gibi. İşte o durumlarda durup bir kez daha düşünmeli insan ne yapıyorum ben diye. Bir sürü insanın koşarak önüne geçme pahasına bile olsa durmalı. Çünkü belki gerçekten de yarışmayı bıraktığın gün yarışı kazandığın gün olabilir. *


*'The day you stop racing is the day you win the race' Bob Marley söylemiş.
**resim: Glovaski
 

yıldız bilimcisiyim ben © All rights reserved · Theme by Blog Milk · Blogger