Burç Yorumları

29.12.13


'Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da, Plüton sizi farklı birine dönüştürmeye devam ediyor.'

Bütün bunları Plüton mu yapıyor?

heykel: Marc Perez

Sıradan Bir Gün

15.12.13


Hava kararmadan önce sarı bir renk alıyor. Sanki aniden sarı bir toz serpiştirilmiş gibi atmosfere. Atölyenin yüksek pencerelerinden giren ışığın rengi değişiyor birden. Beyaz duvarlar, ahşap masa, üst üste duran kitaplar, yerdeki boş kağıtlar, raflardaki sarılı kumaşlar o hafif sarıyı yansıtırken, aldıkları renkle büyülüyor. İşe bu anlarda zaman duruyor. Ve ben kendimi şimdi denen boşlukta asılı bulabiliyorum.  Her şeyin anlamı değişiyor.
Ne çok kafayı taktım bu zamana. Giderek hızlanmasına, benim peşinden koşturuyor olmama, beni sürüklediği endişelere. O kitabı (kitabın adı:Tik tak) okuduktan sonra kendimi rahatlatmaya ve sakinleştirmeye çalışıyorum. Hiç bir şeye yetişememe halinin verdiği hislerden kurtulmaya. Ama yaptığım işle, bu zaman algısı tamamen birbiri ile zıdlaşıyor. Ben de bu kavganın arasında sakin kalıp bir şeyleri yetiştirmeye,  devam etmeye çalışıyorum. Beni yaratıcı kılan tarafımın düşünmeye ihtiyacı var, aceleye gelmemesi gerekiyor. Ama zaman 'hadi çabuk ol, bitir şunu, sen yapana kadar eskidi bile, yenisini yap' diye bağırıp duruyor.
Bu yüzden şimdiyi yakalamam çok değerli; tüm sesleri bastırabildiğim, kendimle kalabildiğim eşsiz anları. İlla bir dağın yamacına mı gitmek gerekiyor, ya da kimsenin olmadığı sessiz bir deniz kenarına mı, o anları yakalamak için bilemiyorum. Ama bu kent yaşantısı içerisinde bunu yakalamanın ne kadar zor olduğunu tahmin edersiniz. Kendimi pinterest ten doğanın içinde kurulmuş evlere bakarken buluyorum. O yaşamların içinde biraz kendimi hayal edip çalışmaya geri dönüyorum.
Yaptığım işi seviyorum. Atölyemde vakit harcamayı, bi şeyler oluşturmayı, yaratmayı seviyorum. Fakat yapılan her seçim gibi yanında gelen tüm o şeyleri de kucaklamak zorunda kalıyorum. Evinize çok sevdiğiniz değerli bir çicek aldığınızı düşünün. Tam yaşam alanınızın ortasına koyduğunuzu. Ama o çiçeğin yaşaması için onunla beraber olması gereken,  milyonlarca bitkinin, toprağın, yaprakların, dikenlerin, köklerin de  evin bütün odalarını doldurduğunu hayal edin. İşte yaşamda verilen kararlar, yapmayı seçtiğiniz işler tam olarak buna benziyor. Hiç boş odanızın kalmaması gibi boç vaktiniz kalmıyor, dikenler batıyor, topraklar kayıyor. Bitmeyen bir mücadele.
İşte bir çicek için şimdi ne başka işlere, ne de sevdiğim değer verdiğim insanlara ayıracak vaktim kalıyor. Benim gibi bir çicek tercih eden sevgilimin de durumu benden farklı değil. Sadece birbirimizi gördüğümüzde bile mutlu olduğumuz bir hayat yaşıyoruz.

Şu yazıyı yazarken düşünüyorum da hayatımda hobi diye bişey kalmamış, diğer yandan hayatıma anlam katan yapmayı sevdiğim şeyler vakit ayıramadığım hobiler olarak kalmış. Mesela yazmak. Ve okumak.

İşte hava karardı, gün bitiyor. İstemsiz bir şekilde saatime bakıyorum. İçimdeki bastıramadığım seslerden dolayı yine hiç bir şey yapamadan günü bitirmiş gibi hissediyorum. O an şehre çöken tüm karanlık içime sızıveriyor.
Çalan kapı ile kendime geliyorum. Karşıma birden günlerdir görmediğim Sevgili çıkıyor. İşinin erken bittiğini ve beni yemeğe götürmeye geldiğini söylüyor. Bir anda içimdeki karanlık dağılıyor. El ele tutuşup kendimizi sokaklara bırakıyoruz. Öylesine girdiğimiz bir sokağı aydınlatan, güzel yemek kokuları yükselen bir restorana oturuyoruz. Birbirimize anlatacak çok şeyimiz var ama konuşmuyoruz. Havayı soluyoruz, birbirimize dokunuyoruz, gülüyoruz. Zaman bizim olmaya başlıyor.
Menüler geldiğinde üzerinde yazılı olan restoranın adını görüp gözgöze geliyoruz.
Adı: şimdi.

İlham #12

7.12.13


Leonardo Da Vinci 

Balinalar ve Kökler

5.12.13


Bir gün, bir ağacın kökünün uzunluğunun ağacın kendi boyu kadar olduğunu okumuştum. Sonrasında her ağaç gördüğümde kafamın içinde toprağı delip geçen köklerinin büyüklüğünü canlandırmaya çalıştım. Ve bazı ağaçların ki hayallerime bile sığmadı. Mesela bir sürü ağacın olduğu bir ormanın altını düşlemeye kalkın. Ya da şehrin ortasında kalmış bir ağacın  kanalizasyon borularına dolanan köklerini. Böyle durumlarda insan kendini sürekli hayret ederken buluyor.  Bazen de kafamda balinaları canlandırmaya çalışıyorum. Derin okyanuslardaki en büyük balinaları. 
Düşünüyorum da ne gökleri delen gökdelenler ne de kuleler, beni asıl şaşırtan balinalar ve kökler. 

fotoğraftaki çalışma:
"Hanging Garden" 
Shinji Turner-Yamamoto

İlham #11

2.12.13

Geoffrey Johnson

Pazar Sabahı

1.12.13


Hiç şüphesiz zaman çok daha hızlı akmaya başladı.
Ama nasıl oluyorsa pazar sabahları duruyor. Bu aslında yürüyen bandın sen daha hızlı yürüdüğün için hızlandığını sen durduğun an durduğunu anladığın sıradan bir pazar sabahı.
Bir pazar sabahını geçirebileceğin en güzel yerde, evinin çatısındasın.
Acelen yok. Öylesine aldığın bir kitabın ortasından okumaya başladığın, bitmesin diye yavaş okuduğun, okuduğun her kelimenin ardından sindirmek için kafanı dönüp gökyüzüne uzun uzun baktığın, artık güne pazar bile demediğin, zamanın tanımsızlaşmaya başladığı bir aralık.

Durursun ve belki zaman 5 kelime kadar geçmiş olur, ve bulutlar yer değiştirir, ve güneş geriye kayar, ve rüzgar yön değiştirir, ve bir kuş hiç kanat çırpmadan bir akıntıya kapılıp durmadan daireler çizerek süzülür. O zaman anlarsın ki şu tepende uçan kuştan hiç farkın yoktur. Zaman bir akıntı olmuş kendi halinde akıp gitmekte ve sen kendini bırakmış, karşı kıyıdaki bir evin çatısında bulmuşsun kendini.
Ve hala bir pazar sabahı.
 

yıldız bilimcisiyim ben © All rights reserved · Theme by Blog Milk · Blogger