Cevap

5.10.12





İşte Sophia Pompéry 'nin bu çalışması her şeyi açıklıyor.

Komik olan şu ki ben küçükken evimizde rulo şeklinde açılan bir metre, marangozların kullandığı o dik açılarda açılan başka bir metre, bir de annemin dikiş yaparken kullandığı mezura vardı. Ben plastik cetvellerle bunları yanyana koyar aradaki uzunluk farklarını bulurdum. Ve ısrarla bunu herkese gösterir nedenini sorardım. Hiç bir zaman cevap alamadım.

50 Tane Pantalonum Olduğunu Sanan Adam


Bazı insanlar beni tanımıyor. Yo kimse tanımıyor.

Her zaman ki gibi bir sabah
değildi aslında. Sadece evden sevgilinin erken çıkıp gitmesi, benim yalnız uyanmam her şeyi aynılaştırmış gibi gösteriyordu. Oysa her şey farklıydı. Sol gözüm hafif şişti, bir elim uyuşmuştu ve sağ bacağımın altında bir morlukla uyanmıştım. Biraz da soğuktu hava. Giyinip çıkmam için az zamanım vardı. 'Her zaman ki gibi bir sabah' ı söyleten gardırobun önünde farklı olan boş olmasıydı. Evet bir önceki gün ben dolabımdaki her şeyi büyük çöp poşetlerine koyup kapı önüne çıkarmış ve bir saniye bile tereddüt etmeden ara sıra temizliğe gelerek hayatımı çöpten arındıran kadını arayıp almasını söylemiştim. Ve işte bu kararın ardından ilk sabahı yaşıyordum. İç çamaşırlar, bir kaç kot pantalon ve bir kaç tshirt. Geriye kalan her şeyim.
Kot pantalonu giyip, geride kalan tshirtlerim kirli olduğundan üzerime sevgilinin benimkilerden daha temiz olduğunu düşündüğüm bir tshirtünü geçirip sokağa çıktım.
Kendimi beyaz hissettiğim günlerden biri daha. Soğuk havanın arasından sıyrılan güneş ışığının betona verdiği renk adeta tenimle aynı. Ve havanın rengiyle beraber solan tüm renkler üzerimde birbirine karışmış. Böyle günlerde  bir yada iki kişi mutlaka söyler ne kadar soluk ve beyaz olduğumu. Ve bunu ne zaman duysam daha soluk, daha beyaz olurum. Renksizliğini kabul eden, utanmayan ama usulca yaşamaya çalışan bir albino hastası gibi içerlerim duyduklarımı ve içime dönerim. İşte biri daha söylüyor -Ne kadar kansız görünüyorsun, kan testi yaptırmalısın-
Ben deki kırmızıyı göremeyen biri. Oysa yarsa beni, tenimin içi kıpkırmızı.
Yargılanmalar. Yaralanmalar.
İtiraf ediyorum ki eskiden beni soluk göstermeyecek renkler giyinmeye çalışırdım. Ne anlamsız bir çaba.
İşte yoldan geçen başka biri az sonra beni tanımlayacak. Çünkü bu o, sürekli karşılaşıp durduğum 50 tane pantalonum olduğunu zanneden adam.  Öyle demişti bir gün. Aslında onu suçlamıyorum çünkü işim bu. Kıyafet yapıyorum. Ve bir kadınım. Ve arada dergilerin bu sezon nerelerden alışveriş yaptınız, sizin gardrobunuzun olmazsa olmazı nedir sorularına cevap veriyorum. Çoğunlukla da cevapsız bırakmama rağmen cevap vermiş gibi hissettiren cevaplarımı okuyorum. İşte o zamanlar ben bile kendimi farklı tanımlıyorum.
Bazen hiç tanımadığım insanların beni sevmediğini, beni sevenlerin beni tanımadığını, sevmeyenlerin tanımaya çalışmadığını, tanımayanların tanıdıklarını sandıklarını hissediyorum.
Ben beyaz, zayıf, çelimsiz, soğuk, snob, solgun biriyim. Aynı zamanda umursamaz, unutkan, hiçbir şeyi önemsemeyen, içine kapanık ve sıradan. Halbuki bunların bütünü ben bile olsam,  beni ben yapan bunlar değil.
Hep bi şey oldum şu hayatta. Hiç bi şey olma isteğimi rededip durdular. Ben aslında hiç bi şeyim. Hiç bir şeye de sahip olmak istemiyorum. Çünkü sahip olduklarım tarafından tanımlanmak istemiyorum. Belki sahip olduğum bütün kıyafetleri de verme nedenim buydu. O gece, tamamen varlığımdan soyunmuştum. Ama sabah olduğunda var olmak için tekrar giyinmem gerekti. Fernando Pessoa gibi. sayfa 537.

Bazen yer çekimi tersine döner ve ruhum gökyüzüne düşer.
İşte o zaman görünmez olurum.
Bazıları bunu ölüm sanır.
İşte o zaman var olurum.

3 ekim 2012

-Fotoğraftaki çalışma Berlinde Bruyckere
 
 

yıldız bilimcisiyim ben © All rights reserved · Theme by Blog Milk · Blogger