Hastalıklı ilişkiler yaşayalım

16.8.12

Bence hata şurdaydı:
biz hayatı önce ders kitaplarından öğrenmeye çalıştık, sonra çevremizden.

Ama asıl hayatı öğrenmeye başlamamız, karatahtada yazılanları deftere geçirmeyi bıraktığımızda başladı.
Uzaklaştığımızda, sustuğumuzda ve sessizliği duyumsadığımızda.
Asıl öğreticiler sessizdir.
Ben bunu anladım.

Biz koklamadığımız bir çiçegi sınıflara ayırıp biyoloji öğrendik, insanların birbirlerini neden öldürdüğünü sormadan tarihi ezberledik, evren güneş ve gezegenler küçüldü küçüldü küçüldü ve sınavdan önce ezberlediğimiz iki satıra dönüştü. Ve tabi ki bütün bunları kabul ettikten sonra, -eksik notlarımızı fotokopilerle çoğaltıp ezberlediğimize göre kabul ettiğimizi varsayıyorum- ahlak kuralları, toplumsal kurallar ve hayatımızı yönlendiren diğer her şeyi de o ders notlarıyla beraber ezberledik. Ve üstelik bundan sınava girdik.

Düşünsenize bir sorunun cevabı için sadece 5 şık varsa,
ve bunlardan sadece biri doğru deniyorsa ve bu doğru olanı seçmemiz bekleniyorsa, ve bir de üzerine  seçtiğimiz her yanlış bir doğruyu götürüyorsa,
ne ne kadar doğru ne kadar yanlış olabilir..?

Doğrular ve yanlışlarla hayatın planının çizildiği, ve bu plana göre net ve kalın duvarlarla örüldüğü bu dünyada her şeyin gruplandırılmasıda kaçınılmaz olmuş. Aynı sebzeleri, meyveları, hastalıkları, ilaçları, kitapları, insanları gruplandırdığımız gibi hisleride gruplara ayırıp isimler vermişiz. Sevmek örneğin. Onu sevenler x sınıfı, bunu sevenler y sınıfı, şunlar şunlar da z sınıfı. Ve böylece ait olduğun gruba göre sevebiliyorsun. Buna göre de insanla ilişkini belirliyorsun. Ve sonra korkuların oluşuyor, sınıfların dışında kalmak istemiyorsun. Hislerin sana verilen notlardaki hiç bir gruba ait olmayınca endişeleniyorsun. Tanımlamaya çalışıyorsun. İş sevmeye gelince bile yanlışın doğrularını götürecekmiş gibi davranıyorsun. Oysa sevmeyi tanımlamaya gerek yok. Kimi istersen onu sevebilirsin. Kim sana bir şey hissettirirse onu sevebilir, ona dokunabilir, ona istediğin kadar sarılabilirsin. Ve daha da iyi bir haberim var, sarılmayı istediğin zaman bırakabilirsin. Aynı bir çocuk gibi. Onu öpebilirsin, koklayabilirsin, parmaklarıyla oynayıp gözlerini yalayabilirsin. Aslında böyle de büyük bir özgürlüktür.
Sevmek, kendini boşluğa bıraktığında yere düşüp ölmeyi beklerken havalanıp uçmaya başlamak gibidir.
Sevmek tanımsız, grupsuz, sorgusuz, sualsiz, yaşsız, cinsiyetsiz, milliyetsiz, dilsiz
ve
sessiz
dir.






..

1.8.12

...
Her şey çok karışıktı. Tuvalete gitmek için onlarca basamak çıkmam, yemek yemek için masaya doğru kilometrelerce yürümem ve duş almak için çıktığım bütün basamakların daha fazlasından geri inmem gerekiyordu.
...
 

yıldız bilimcisiyim ben © All rights reserved · Theme by Blog Milk · Blogger