Yazmamak

22.7.12


Sanırım uzun ve derin sessizliklere ihtiyacım oluyor kendime gelebilmek için. Dolayısıyla düşünmek ve dolayısıyla da yazmak için. Bu kadar uzun süre bir şey yazamamış olmamın da sebebi bu galiba. 
Hiç durmadım. 
Ve kendimi duyamadım. 

Uzun süre okumadımda. Bütün bu süreçten önce nefesimi tutarak Fernando Pessoa' yı okuyor, okudukça yazıyor ve yazdıkça daha da çok okuyordum. Daha önce hiç edebiyat dersi görmemiş biri olarak Huzursuzluğun Kitabını  kitapçıda görüp iç güdüsel olarak almıştım. Ben çok zor kitap beğenirim ve bir kitabı okumam için gerçekten vurulmuş olmam gerekir. Eğer bütün kalbimle vurulmazsam okuyamam. Ama eğer vurulmuşsamda yıllarca aynı kitabı hiç durmadan okurum. 3 kere 4 kere 5 kere 10 kere. Ve bazen ara ara kitabı aralayıp, sayfalarını karıştırarak. Daha çok kitap okumak gibi bir derdim hiç  olmadı ama beğendiğim kitabı daha çok okumak gibi bir derdim hep oldu. Tekrar tekrar tekrar okumak ve okudukça duyumsamak.. Her defasında daha derinden. 
Bu kalın 'huzursuzluğun kitabı'na başlamamla bildiğim bir düzene kurulmuş bütün duygularım altüst oldu. Ne kadar keyifliydi bunu yaşamak. Her cümle, her benzetme olağanüstüydü. Hatta o kadar olağanüstüydü ki benim için, daha önce beğendiğim ve bundan sonra beğenecek olduğum tüm kitaplara ihanet edip onu apayrı bir yere koydum. Bence bu kitap yeryüzünde yazılmış olan tek ve en büyük eserdir. İşte bir edebiyat hocası olsaydım sadece bunu söylerdim ve belki sözlerim dikkate alınırdı. Ve böylece belki de kitap iç güdüsel dürtüleri beklemeden var olabilirdi.
Şu an ise 'hiç kimse' olarak bu eser olağanüstü diyorum. Ne kadar yüksek sesle söylesemde sesimin kısık çıkıyor olmasını işte bu hiç kimse olmama bağlıyorum.  Aynı mum ışığının görülmeyen gölgesi gibi. Söylemediklerim aslında var. 
Zaten neydi ki asıl olan. Aslolan. 
Kitapta ilerlerken geride bıraktığım sayfalar, çocukken evimizdeki sandalyenin üzerinde biriken günlük gazeteler gibi yığılmışken, ve ben yazarın yazmayı bıraktığı yere yaklaşırken bir anda gittim. Geride küçük bir iz bırakarak. Sayfaların arasına bir kurşun kalem. Geri dönersem olduğum yeri bulabileyim diye. 
Ve aradan zaman geçti. Fernando Pessoa güzel bir ilişki yaşarken bırakıp gittiğim aşk gibi öylece kaldı..
Onu bıraktığım gün yazmayı ve düşünmeyi ve soyut dünyamda yaşamayı da bıraktım.

Sonrasında ise hiç durmadan gerçek dünyada yol aldım. Denge çok önemli bir şey. Ben hem gerçek dünyada hem de diğerinde aynı yolu tepmek isterim. Bilmiyorum belki diğer dünyamda çok ilerlediğim içindi her şey. Ya da bu dengesizlik biraz denge ile dengelenmeliydi.

Zaman değerli bir şey ve geçtikçe değerini arttıran bir şey.
Eğer kararsız kalırsan bir konu hakkında zaman’a bırakabilirsin ve o sana cevabını verebilir. Eğer duyarsan.

Kısacası kendimi özgür bıraktım. Kemiklerimi, iliklerimi, derimi özgür bıraktım. Beni yerin dibine çeken ağırlıklardan kurtuldum. Her şeyi yeni baştan kurmak ve çok çaba harcamak gerekti. Bu yüzden de durmamak gerekiyordu. Durmamak ve duymamak.. 

İşte bu her şeyin açıklaması. 

 

yıldız bilimcisiyim ben © All rights reserved · Theme by Blog Milk · Blogger