Waterfalls/Video

28.9.11




Mekan: Kutluğ Ataman'ın Arter'deki sergisindeki projeksiyonların arası
Music: Moloko Statues + Niagara şelalesinin sesi

kağıttan tac

25.9.11


bir sürü düş


uçuş denemesi


selam


Yaşlanmakta olduğumu solmuş kitap sayfalarını gördüğümde farkettim.

21.9.11




Ben küçükken, evimizdeki dolabın rafında bir sıra kitap dururdu. Annemin matematik, babamın almanca yazılmış fizik kitapları ve bir kaç tane roman. Tüm kitapların o saman rengi sayfalarının soluk olduğunu hatırlıyorum. Ne zaman sayfaları karıştırsam -onlar alındığında ben daha doğmamıştım- diye düşünürdüm kendi kendime. Bu da onların çok eski olduğu anlamına gelirdi.

Bugün kütüphane rafımdan aldığım bir kitabımın sayfalarının solmuş olduklarını gördüm. Tüm sayfaların kenarlarının rengi ortasından farklıydı, solmuştu. Oysa o kitabı aldığım zamanı dün gibi hatırlıyorum. Yani kitabım alınırken ben doğmuştum, onu ben aldım.

Akan zaman bir anda durdu. Bana bir şey hatırlattı ve akmaya devam etti.

Sanat İçin Alan, Yaratmak İçin İnsan

20.9.11





Dilimizin sürekli çıkmaz sokaklar gibi tıkandığını hissediyorum. Değişen zamana,  durumlara, yeni nesnelere ayak uyduramadığı gibi, bir yandan da kelimelerin taşıdığı anlamlar kullanım biçiminden dolayı gerçekte taşıdığı anlamını kaybediyor. Mesela sanatçı kelimesi. Sanatçı kelimesi ülkemizde ne iş yaptığı belli olmayan, ama göz önünde olan tüm ünlüler için kullanılıyor. Dolayısıyla sanatçı olan insana sanatçı demek abes kaçmaya başlıyor. (yani hem Sibel Can'a hem de Picasso' ya sanatçı mı diyeceğiz?) Aynı durum tasarımcı kelimesi içinde yaşanmaya başlandı. Kelimeleri de diğer herşeyi tükettiğimiz gibi tüketiyoruz sanki. Sonra bazı kelimelerin içi boşalıyor. Ama o içi boşalan kelimelerin gerçekte sahip olduklar anlamlarını karşılayacak başka kelimeler de yok. Al işte yine bir çıkmaz sokak. 

Bunları düşünme nedenim ise Arter in kendini 'sanat için alan' olarak tanımlaması.

Bienal Yazısı

17.9.11

*


Mekandan içeri girdiğim an gözlerimi kapayıp derin bir nefes aldım, sanki iyi işlerin kokusu burnuma gelmiş gibi lezzetli bir şeylerle karşılacağımı farkederek gülümsedim. 

Ben gri rengi seviyorum, betonu seviyorum, büyük mekanları seviyorum, o büyük mekanlarda  tek bir şey olmasını seviyorum.

Bir kapı kapanır, diğeri açılır demişler




Kulağı eğitilmiş müzisyen için bir enstrümandan yanlış çıkan sesler ne kadar dayanılmazsa, ya da tat alma duyuları gelişmiş bir aşcı için kötü bir tat, benim için de görsel dünyadaki orantısızlıklar, uyumsuzluklar, anlamsız formlar, renkler dayanılmaz oluyor. Tahtaya geçmiş tırnak gibi içimi keskin bir şekilde rahatsız ediyor. Ne yazık ki yaşadığım çevre bütün bu uyumsuzluklar ve orantısızlıklarla dolu olduğu için bana gözlerimi kapayıp, hayal dünyama çekilmekten başka bir seçenek bırakmıyor. 

''Düşünsene sevgili müzisyen, o kemandan gıcırtılı sesler çıkartan insanlarla çevrili olduğunu. Ne yapardın, nereye kaçırdın? Kulaklarını tıkasan bile beynine sinsice sızan sese engel olamıyorsun.'' 

Psikeart dergisi

16.9.11

Umarım Psikeart bu eleştirimi dikkate alır. Çünkü harika bir dergi, kötü tasarıma yenik düşebilir.

Film Ekimi

8.9.11


Film Ekim'inden seçtiklerim
Her seferinde seçiyorum sonra biletler tükenmiş oluyor o ayrı.

 

yıldız bilimcisiyim ben © All rights reserved · Theme by Blog Milk · Blogger