rüzgar

24.8.11



Bazen içeri rüzgar girer ve olmayan bir şey uçar gider. 
















Beden/Ev İlişkisi

23.8.11


nadev kander


Okuduğum kitapta diyor ki: kendi bedenlerimizin içerisinde, evlerimizin içerisinde yaşar gibi yaşıyoruz. 


Makaslar

21.8.11

Ellerini kullanarak çalışan insanların artık elleri gibi olan aletleri vardır. Bu aletleri başkalaştıran ve onlara kimlik kazandıran küçük detayları vardır. Hafif bir eğim, küçük bir çıkıntı gibi. 

Örneğin sevgilinin saç makasında serçe parmağını koyabileceği bir çıkıntı var.  Bu çıkıntı, havada asılı duran, ve yere paralel konumda tuttuğu makası tutan elin bütün dengesini sağlıyor. 
Saç kesme makası

kumaş kesme makası
Benim kumaş keserken kullandığım makasın ise eğimi, masa üzerinde kumaşı en rahat  kesebileceğim şekilde kurgulanmış. Kumaş keserken makasın alt tarafı yüzeye değer ve yüzeyden kopmadan kesersiniz. Yukarıdaki şekilde gördüğünüz gibi başparmağın geçtiği yer makas aksının dışında kalıyor. 


ameliyatlarda kullanılan makaslar

Bu yukarıdakilerde ameliyatlarda doktorların kullandıkları makaslar. Tam olarak işlevlerini bilmiyorum. Fakat yukarıdakinin uzun gövdesi ve altındaki kilit sistemi dikkatimi çekti. 

halı dokumada kullanılan makas

Bu makasıda bir dergide görüp kaydetmiştim. Halı dokumada kullanılan bir makasmış ve formu tarih boyunca korunarak bugüne gelmiş ve hala üzerinde bir değişiklik olmamış. 


Metal levha vs kesmek için kullanılan makas

Mutfaklarda kullanılan makas

Deri kesmede kullanılan makas

7.yydan kalma Çinde bulunan bir makas

İnternette bulduğum hakkında bilgi bulamadığım eski bir makas

mum makası

Bu yukarıdaki makasta Osmanlı'da aydınlatma için mumların kullanıldığı dönemde yanan mum fitillerini kesip temizlemek için kullanılıyormuş. Çok düşünceli küçük bir haznesi var. 

Çift el ile kullanılan bahçe makası

dal makası

terzilerin kullandığı düğme makası 

puro makası

Puro makası

biçki makası

teneke makası

Bu da böyle bir kaynak oldu. Aklıma geldikçe ekleyeceğim. Güle güle kullanın.. 




 

'Keşke'lerden kurtulmak mı? Belki de gerek yok.

20.8.11




Açtığınız tüm yaşama dair akıl veren (ya da verdiğini sanan) kitaplar, anneler, psikologlar der ki: ‘keşke’yi hayatınızdan silin. Ben de diyorum ki belki de gerek yok, keşke demeyi bırakmaya.

İnsan, tüm duygularıyla bir bütünse eğer pişmanlıklarda bunlardan biri. Yaşam önünüze durmadan seçenekler sunar. Ve siz bazen hangisini seçeceğinizi düşünmeye fırsat bile bulamadan birini seçmiş olursunuz. Aynı bir ağacın dalları gibi, yaşam ayrılarak, bölünerek ilerlemeye devam eder. Ve insan şunu düşünmeden edemez –ya diğerini seçmiş olsaydım-. O an hayal gücü belki hiç olmadığı kadar hızlı çalışıp, olağanca görüntü üretmeye başlar, görünmeyen gözlerinizin ardından. Geçmişe o ana döner diğer yolu seçer, saatlerce yıllarca ilerler başka bir yerde olduğunuz zamana varırsınız. İşte o an –keşke- diyebilirsiniz. O olasılığa. Belki tamamen hayalgücünün sonucudur ama –keşke- dir. -Keşke diğer yolu seçmiş olsaydım-. Belki de demezsiniz. Sonuç ne olursa olsun yaptığınız yolculuk değerli olur. Geleceğinizi yeniden buldurur. Bazen insan sahip olmadığı şeyleri keşfederek, sahip olduklarını anlar. Ne istemediğini anlamanın, aslında ne istediğini anlamak için katettiğin bir yol olması gibi.

İşte içinizde sizi bu yolculuğa çıkaran o anahtar ‘keşke’ dir. Olmadığınız kişilikleri, tercih etmediğiniz seçenekleri, gidemediğiniz yerleri düşünmenin, düşlemenin bence hiç bir sakıncası yok. 

reklamlar-deja vu app

19.8.11


Apple benim hayatıma İstanbul ile girdi. Ondan önce bihaberdim apple dünyasından. Şİmdi Ankara'ya gittiğimde ordaki insanların hala bihaber olduğunu görüyorum. En son gittiğimde ben, iphone um, ipad im, ve mac pro mla beraber çok yabancılık çektik. İnsanlar bana sürekli -ne farkı var yani, ne işe yarıyor gibi bitmeyen soruların yanı sıra, benim ihtiyacım olmaz, ben kullanamam- diyip durdu.  Kimselere anlatamadım. Çünkü kullanılmadan neyin ne olduğu anlaşılmıyor. Bir detayı oluyor ve o senin hayatını kurtarıyor. Çok basit ama baş ağrıtan sorunlarını anında çözüyor. Bence iphone hayatımızda büyük bir çığır açtı.
Neyse asıl konum bu application.
Yaşam hızlandıkça, okuman gereken kitaplar, tatman gereken şaraplar, dinlemen geren müzikler, hatırlaman gereken şeyler, de aynı hızla artıyor. Sonra beynine bunları sığdıramıyorsun. Ve gördükçe bir yerlere kaydetmeye başlıyosun, ki bu çoğunlukla i phone ile fotoğraf çekerek oluyordu benim için. Ama sonra fotoğrafların arasında kaybolmaya başladım. Bu app. bunları düzenlemekle kalmayıp bir de eşleştiriyor. Film afişleri, kitap kapakları, cdler vs. Altına notlarını ekliyorsun, yerini belirliyor, tagler koyuyorsun. Çok akıllıca.

Womb filmi

17.8.11




Son zamanlarda hayatımın en büyük keyfi, gece film izlemek. Sevgili evimize bir projeksiyon, beyaz perde ve DVD player aldı. Bir de ses sistemimizi kurdu. Eskiden de film izlerdim ama bu kadar çılgınca değil. Cihangirdeki dvd satan dükkandan 3,4 film alır ara ara izlerdim. Şimdi dükkanın o arka odasındaki kutuların içinde daha önce izlemediğim ne varsa alıyorum. Yaklaşık son 3 aydır her gün bir film izliyorum. Bazen iki oluyor. Bazende sevdiğim filmleri iki kez izliyorum. Sinemaları takip etmediğim, ve sinema ile ilgili herhangi bir yayın okumadığım için aldığım filmlere dair en ufak bir bilgi sahibi olmamış oluyorum. Tesadüf, elime ne geçerse koyup izliyorum. Arada nadir olarak deli gibi beğendiğim şeyler çıkıyor, onları bir kenara ayırıyorum ve internetten daha fazla bilgi arıyorum. Ve o beğendiğim şeyleri düşünerek uykuya dalıyorum. Bazılarından o kadar çok etkileniyorum ki sabah kalktığımda hala aklımın içinde oynamaya devam ediyor. 
Womb da bu filmlerden biri. Uzun zamandır böylesine etkilendiğim bir film olmamıştı. Konusu bir yana sahneleri muhteşemdi. Baktığı açılar, gördüğü ve gösterdiği nesneler, mekanlar, mekanların kullanım, kurgusu tek kelimeyle muhteşemdi. Yönetmenin dünyasına hayranlık duydum. Sanki baktığı gördüğü herşeyi tüm detaylarına kadar beynine kaydetmiş, sonra onları tekrar düzenleyip hayalindeki mekana yerleştirmiş ve bize geri sunmuş gibi.  Ve biz o hayalin içinde dolanıyoruz, bir mekandan diğerine, bir nesneden ötekine.   
Bir de konusu var ki, insanı altüst ediyor. Etik değerler dediğimiz kavram içerisinde sorgularken buluyor insan kendini filmin sonunda. Ama en sonunda. 
Sahnelerine bu kadar hayranlık duyduğum filme yine bu gecede gömülmeyi düşünüyorum, bu yüzden yazmak istedim. 

Bu arada filmi izlemediyseniz ama bana güvenip izlemeyi düşünüyorsanız, sakın filmin öncesinde hiç bir internet sitesinden konusunu okumayın. 

Bizimle Konuşan Şehirler

14.8.11



Okumakta olduğum kitapta şöyle diyor: bütün şehirler bizimle konuşur. 
Büyük şehirler azimli, tutkulu insanları cezbeder. Bu şehirlerin birinde dolanırken bunu şehir size farklı şekillerde hissettirir, şehir size bir mesaj yollar: -daha çok çabalamalısın, daha iyisini yapabilirsin.  
Örneğin New York'un verdiği mesaj: Para kazanmalısın, iyi görünümlü olmalısın, daha zengin olmalısın. Boston Cambridge gibi şehirlerin verdiği mesaj: daha akıllı olmalısın, bütün o kitapları okumalısın. 

Bu benzetmeleri çok sevdim. Demek ki gittiğim şehirlerde girdiğim ruh halleri bir tesadüf değil. Örneğin Londra bana -yaratmalısın, bir şeyler ortaya koymalısın, der. Oraya ilk gidişimin dönüşünde yaratma isteğini çok yoğun hissetmiştim. Paris bana -oku, bak, gör, sev ve mutlu ol daha fazlasına ihtiyacın yok der. Ve ben sırf bunu duymak için oraya gitmek isterim.  

Sonra İstanbul. İstanbul bana hep parayı hatırlatıyor. Bana sürekli -para kazanmalısın diyor. Ama yazarın New York benzetmesindeki gibi daha çok para kazanmak değil. Para kazanmak. Yaşamak için para kazanmak. Yaptığım işe karşı olan içimde hissettiğim tutkunun, ya da yaratma isteğinin her şeyin önüne geçen bir şekilde bağırıyor bana şehir. -Para kazanmalısın-. Bir de bazen kısık sesiyle şöyle diyor. -yaratabilirsin, her şeyi yapmam mümkün. Gerçekten bütün bu yaşam, devinim, çevre, olup bitenler en dürüst haliyle sana sunulurken bundan ilham almaman, üzerine düşünmemen, bunları bir şeylere dönüştürme isteği duymaman mümkün değil. 

Dün para kazanmak için yeşil 3lü bir koltuğu sırtında taşıyan adam gördüm. Heykel gibiydi. Ve çim biçerek para kazanan,sırtında çim biçme makinası taşıyan bir çocuk gördüm, tüm kıyafetleri yemyeşil olmuştu, resim gibiydi. 

İşte hep birini bağırarak diğerini fısıldayarak her seferinde iki şeyi söyleyen İstanbul.  

Aklımda tuttuğum numaralar

12.8.11


Buyrunuz aklımda tuttuğum 
tutmaya çalıştığım
gereksiz yere aklımda tutmuş bulunduğum ama aklımdan çıkartamadığım numaralar


telefon numaram
annemin numarası
sevgilinin numarası
babamın numarası
kardeşimin numarası
ablamın numarası
mağaza numarası
evin numarası
kapı numaram
mağaza kapısının numarası
atölye kapısının numarası
sevgilinin ofis kapı numarası
annemlerin oturduğu evin kapı numarası
apartmanın numarası
atölyenin apartman numarası
sevgilinin ofisinin apartman numarası
annemlerin oturduğu apartmanın numarası
ablamların oturduğu apartmanın numarası
anneannemin oturduğu apartman numarası
ablamlarının yazlıklarının kapı numarası
nufüs cüzdanı numaram
kredi kartı numaram
sevgilinin nufüs cüzdan numarası
kredi kartı şifrem
2.kredi kartı şifrem
3.kredi kartı şifrem
4.kredi kartı şifrem
banka kartı şifrem
2.banka kartı şifrem
3.banka kartı şifrem
4.banka kartı şifrem
banka hesap numaram
diğer banka hesabı numaram
3. banka hesabı numaram
1.banka hesabı internet giriş şifrem
1.banka hesabı internet girişi ikinci aşamada sorulan şifrem
1.banka hesabı internet girişi üçüncü aşamada sorulan şifrem
2.banka hesabı internet giriş şifrem
2.banka hesabı internet girişi ikinci aşamada sorulan şifrem
2.banka hesabı internet girişi üçüncü aşamada sorulan şifrem
3.banka hesabı internet giriş şifrem
3.banka hesabı internet girişi ikinci aşamada sorulan şifrem
3.banka hesabı internet girişi üçüncü aşamada sorulan şifrem
email hesabı şifresi
2.email hesabı şifresi
3.email hesabı şifresi
4.email hesabı şifresi
5. email hesabı şifresi
alo garanti şifresi
paypal şifresi
tumblr şifresi
flickr şifresi
facebook şifresi
twitter şifresi
yahoo şifresi
ebay şifresi
gittigidiyor şifresi
etsy şifresi
amazon şifresi
pandora şifresi
youtube şifresi
instagram şifresi
itunes şifresi
wireless internet şifresi
wireless atölye şifresi
ttnet servis numaram
1.çalışanın maaşı
2.çalışanın maaşı
3.çalışanın maaşı
SSK miktaı
Bağkur miktarı
doğduğum tarih
annemin doğduğu tarih
babamın doğduğu tarih
sevgilin doğduğu tarih
kardeşimin doğduğu tarih
ablamın doğduğu tarih
yeğenimin doğduğu tarih
2.yeğenimin doğduğu tarih
yaşım
annemin yaşı
babamın yaşı
sevgilinin yaşı
ablamın yaşı
kardeşimin yaşı
yeğenimin yaşı
2.yeğenimin yaşı
kilom
boyum
beden ölçüm
ayakkabı numaram
gözlük numaram
lens numaram
yaşadığım evin metrekaresi
mağazanın metrekaresi
atölyenin metrekaresi
eski evimin metrekaresi
elektrik tesisatı numaram
doğalgaz tesisatı numaram
mağazanın elektrik tesisatı numarası
evin boya numarası
evin koyu kısmının boya numarası
mağazanın boya numarası
mağazanın yer boya numarası
sevgilinin ofisinin boya numarası
ikokul numaram
ortaokul numaram
lise numaram
üniversite numaram
üniversite ortalamam
telefon açılış şifrem
ipad 3G numaram
vınn numaram
vınn şifrem
ve
okuduğum kitabın kaldığım sayfa numarası :)



*aklıma geldikçe ekleyeceğim. 
*bir de artık tüm bu şifrelere bir çözüm bulunur diye bekliyorum.



Tanımlanmamış hisler üzerine

11.8.11





Dün izlediğim bir Amerikan filminde, lise öğrencileri edebiyat dersinde Romeo ve Juliet’i tartışıyorlardı. Aşktan bahsediyorlardı, ne olduğundan, nasıl olduğundan, ne hissettirdiğinden. O yaşlarda kendi gördüğüm edebiyat derslerini düşündüm. Bize çok fazla kitap okutmazlardı, hatta hiç bir zaman şu kitabı okuyun dediklerini hatırlamıyorum. Sadece kitaplardan alınmış parçaların olduğu bir ders kitabımız vardı, onları okur ve sonundaki soruları cevaplandırırdık. Bu sorularda genelde parçaların içeriğinden öte olaylarla alakalı olurdu. Yani bilmem kim ne yapmış, bilmem kime ne olmuş gibi. Hiç bir zaman şöyle bir soru olduğunu hatırlamıyorum –Bilmem kim bu durum karşısında ne hissetmiş?

Dolayısıyla farkediyorum ki koskoca bir okul hayatı hep olaylarla ilgilenerek geçmiş, hisleri duyguları es geçmişiz. Ama bir edebiyat öğretmeninde bunları aynı şekilde es geçesi tuhaf değil mi? Bir insanın yaptığı işe, ilgilendiği şeye karşı hiç mi tutkusu olmaz. Ama doğru ya ‘tutku’ kelimeside anlamını öğrenmediğimiz kelimelerden biri. Aşk kelimesi gibi. Hatta biraz daha zorlarsam beynimi ağzımıza almadığımız ayıp kelimelerden biri olduğunu hatırlayacağım hiç şüphesiz. 

Bir kaç kere aşk kelimesinin geçtiğini hatırlıyorum derslerde. Ama o aşkta allah a duyulandı. O kadar. Öyle olmalıydı. İçimizde hareketlenen hisler gerçek olamazdı. Olmamız istenilen insan hissetmeyen-di. Bu da koskoca bir bilim dalının Psikolojinin es geçilmesi demek değilde ne? Onun yerine fizik, kimya, coğrafya, tarih vardı hayatımızda. Bu durumda küçükken her ağladığımda bana kızılması şaşrtıcı olmuyor. ‘ ,içim acıyor’ demem de mümkün olmuyordu gözyaşlarımın nedenine bir açıklama olarak. Ancak ‘ayağımı çarpmam, düşmem, parmağımı kesmem bir ağlama nedeni olabilirdi. Sadece bir fiziksel acı. İlerleyen zamanlarda hep onları bahane ederek ağladım. Ama bu benim geldiğim iyi bir aşamaydı. Çünkü yaşadığım acının içten geldiğini anlamam bile yıllarımı aldı. Bu bana daha önce hiç tanımlanmamıştı. Düşüncelerine, hislerine ayırdığın yalnızlığı tatmak bile zordu o zamanlar. Kardeşlerle paylaşılan odalar, sürekli televizyonun açık olduğu bir salon, ve kaçacak yer olmayan bir apartman dairesi. Sanki herşey ve herkes hissetmemen için örgütlenmiş gibi.

Düşünüyorumda belki de bu yüzden küçükken bize verilen şair olma, ressam olma hakkını kaybediyoruz. Küçük bir çocukken hissettiklerimiz bambaşka. Biliyorum çünkü doğduğundan beri yanında olduğum bir yeğenim var. Şimdi 7 yaşında. Bende onunla beraber büyüyorum ve görüyorum. Ve bu kadar zengin olan dünyamıza büyüyünce neler olduğunu anlamlandıramıyorum.

Onun yaşındayken, belki biraz daha büyüktüm, yazın gittiğimiz bir evin bahçesinde bir gece yıldızları farketmiştim. Sonra onları daha iyi izlemek için toprağa uzanmıştım. Tam uzayın derinliklerine yol almaya başlamıştım ki babamın ‘deli misin sen kalk çabuk ordan' sesiyle geri dönmüştüm olduğum yere. Sonra uzunca bir süre oraya gitme şansım olmadı.Buna hiç bir zaman cesaret edemedim.  Geçen hafta İzmir'e ablamların evine ziyarette gittiğimde bu anımı tekrar hatırladım. Sonra bir gece yıldızları izlemek için herkez uyuduktan sonra çatıya çıktım. (Evet 30 yaşındayım ve bunu hala gizlice yapıyorum) Başımın altına koyduğum yastığı orada unutunca ertesi sabah bunu farkeden minik yeğenim 'orada ne yaptın' diye sordu. Korkmadan, çekinmeden beni anlayacağını bildiğim için yıldızları izledim diyebildim. Gözleri aniden parladı ve 'bu gece ben de gelebilirmiyim' dedi. 'Kimseye söylemezsen olur' dedim. Ve o gece beraber çatıya çıkıp yıldızları izledik. Büyülendik. Başka bir sır daha ekledik ilişkimize. Şimdi anlıyorum ki onun beni sevme nedeni herşeyden önce kimsenin anlamadığı duygularının varlığını benimle paylaşabiliyor olması. 

Hemen dünyayı keşfe çıkmam lazım. 
Aksi halde yaşamı şu çevremdeki egoist insanlardan, anlamsız sorunlardan ibaret sanmaya devam edeceğim. 


Kokusunu bu kadar derin hissettiğim başka bir tablo olmadı. 

 Bazen renkler kendi başlarına ilham verebiliyor. 

Hayatımda gördüğüm en kopuk yüzü, ifadeyi paylaşmak istedim.  
(yohji yamamoto defilesinden)

Bu ne kadar muhteşem bir filmdir

kapılar








açılan
bir kapının ardından açılan bir kapının ardındaki kilitli kapı.

açılamayan 



..

7.8.11


charles ebbets

marc riboud




alfred eisenstaedt

Seslerin uyandırdıkları

6.8.11

Bazı kelimelerin söyleşleri ile anlamları arasında tuhaf bir bağlantı var. Sanki bir heykele biçim verir gibi bazı kelimeler ağzınızdan çıkan nefesi biçimlendiriyor. Ve bu bazen anlamıyla mükemmel bir uyum içinde oluyor.
Örneğin ruh kelimesi. Derinlerden gelen tek bir nefes, düz bir çizgi gibi çok yalın, hiç bir şey siz, ama harflerin bütününde oluşan bir bilinmezlik içermekte.

Su. Söylerken hissedilen, onun durgunluğu ve şeffaflığından başka bir şey değilmiş gibi. 

Sade ise uyun üzerinde oluşan durgunluk gibi. Tanımladığı şey 'yok' gibi. 

Ucube kelimesi. C ile u unun birleşiminden doğan sesler, aynı ucubenin karşıladığı şey gibi beklenmedik, ve tuhaf. Bana biraz da sirki hatırlatıyor. 



 Ten. Kaplanmışlık hissini uyandırıyor söylerken. Kapalı başlayan kelime, içindeki sonsuzluğu anlatıp yine kapanıyor gibi. Bence sadece bir ten kelimesi bile kendi başına bir şiir olabilir. Ve durmadan okunabilir.


Yaptığınız işi, neyi nasıl yaptığınızı, neden para kazanmak zorunda olduğunuzu küçük bir çocuğa anlatmaya çalışın ve her şeyin ne kadar anlamsız olduğunu kendiniz söylerken duyun.

Google Map Bilmecesi






















Bu yerler nereler, cevapları burda

Olağanüstü görünmüyorlar mı? 



 

yıldız bilimcisiyim ben © All rights reserved · Theme by Blog Milk · Blogger