Hobi hobi hobi

18.12.10


Ben eskiden şuna inanırdım: 'hobi' diye birşey olamaz. İnsan gerçekten sevdiği işi yapmalı, ve ondan para kazanmalı ve bütün hayatı o olmalı. Ancak öyle başarılı olunabilinir.

Şimdi ise hiç de öyle düşünmüyorum. Ağzımdan çıkan tüm sözleri geri alıyorum. 

Çünkü para garip birşey. Severek yaptığın işin içine para karışınca, işin şekli değişiyor. -Bu yaşadığımız zaman ile de ilgili olabilir.- 

Başarı parayla ölçülüyor. Ama o işi başarılı kılan bizim o tasarım ve sanat okullarında öğrendiğimiz değerler olmuyor. Başka değerleri var, yaşadığımız hayatın -her ne kadar bunlara değer denebilirse-   Ve para orda işte. Para akıllı olmayı gerektiriyor, zamana uyum sağlamayı. Ve onun kendi halinde bir dili var. Annelerimizden, babalarımızdan, hocalarımızdan öğrendiğimiz hiç bir dille bağdaşmayan bir dili.
O dilin olduğu dünyadan ise ara sıra insanın kendini sıyırması gerekiyor. 

Bu da anca kendini ait olmadığın bambaşka bir dünyanın içine atmakla olabilir, gibi geliyor. Henüz bilmiyorum. Denemedim. Ama denemek istiyorum. Bu yüzden günlerdir kendime bir hobi düşünüyorum. Önce müzik geliyor aklıma. Melodilerin, seslerin olduğu büyüleyici bir dünya. Birden klasik gitar eğitimi aldığım dönemi hatırlıyorum. Uzun seneler uğraşmıştım. Keyif almıştım, zorlanmıştım. Sonra bir aralık oldu, hayatımda onun olmadığı bir aralık ve artık birbirimizin yüzüne bile bakmıyoruz. Daha doğrusu ben onunkine bakamıyorum. Şİmdi tutup da yaşadıklarıma geri dönmek istemiyorum. 

Yazmak. Okumak kadar yazmayıda seviyorum. Hatta bir gün senelerce yazdığım yazıları toparlayıp bir yayınevine vermeyi bile başarmıştım. Ama yeterince iyi olmadığı için geri çevrildi ve bu da benim hevesimi  kırmış olacak ki tekrar uğraşmadım ve yazılara geri dönemedim. Belki bu konuda kendimi geliştirebilirim diye düşündüğümde herhangi bir kursa veya bunun eğitimini veren bir yere gitmenin tamamen aptalca olduğunu düşündüğüm için redettim. Psikiyatristimle bunu konuştuğumuzda bana kendisinin de senelerdir edindiği tecrübelerle bir kitap yazdığını ve şimdiki aklı olsaydı bu kitabı pdf formatına çevirip internete koyacağını, bu yüzden benimde internete koymam gerektiğini ve facebook veya twitter aracılığı ile kendi reklamımı yapabileceğimi söyledi. -Bunun için 320 lira aldı ve tabii bir de xanax reçetisi yazdı-

Yoga. Meditasyon yapmanın yararlı birşey olduğunu okuduğumda internetten araştırıp kendimce yapmaya kalkıştım. Hiç kıpırdamadan durma çalışmalarım sürekli burnum kaşındığı için hazinle son buldu. Ama yogaya gidebilirim diye düşünüp cihangir yoganın yolunu tuttum.  Yaklaştığımda sokakta çıplak ayakla yürüyen ve ordan çıktığını tahmin ettiğim birini gördüm. İçerinin sessizliği, gülümsemeye çalışan insanlar beni bayağı gerdi.  Yapmacık bir sevgi ortamı gibiydi. Yoganın dünyasını sevmedim. 

Paraşütle atlayabilirim. Belki. 

Bir spor klübüne üyelik, ya da bir dil öğrenmek şu an benim karşılayamayacağım kadar pahalılar.

Heykel birde. Bu geldi aklıma. Ama bana yardımcı olacak bir heykeltraşa ihtiyacım var. Ve hiç heykeltraş tanıdığım yok. Nasıl olabilir bir fikrimde yok. İnterneten arayışlarım şimdilik sonuçsuz. 

-
Evet sevgilim bir hobi değil. Artık onu rahat bırakıyorum. 
-
Bir hobiye ihtiyacım var. 
-
Şimdilik filmlerime gömülüyorum.  



  

polaroidlerim 
olacak.
lar



Bu heykeltraşa aşık oldum. 

Allianoi

12.12.10



fotolar hurriyet.com'dan
Allianoi'nin üstünü örtmüşler. Bugün gazeteden okudum. 
Ölmeden gömmek gibi. 
Fotoğraflardan çok etkilendim. 

'on' yaptığınızda 'off' yapan kutu

5.12.10



Çok hoşuma gitti. Hayatımıza o kadar makina, robot vs girmişken bu kutuyla da haliyle öyle bir heves ve merakla 'on' yapıyorsunuz. Ama teknoloji dünyası beni rahat bırak dermişcesine kendini 'off' yapıyor. Hem de siz daha ne olduğunu anlamadan çıkan hızlı bir metal el ile.
Çok ironik.  Çok eğlenceli. 



Rahibenin arkasındaki at heykelinin kuyruğu

3.12.10

Saat gecenin 1i. Altımda boyu uzun gelen eşofmanım, üstümde katkat giyilmiş uyumsuz tshirtlerim, ve deri ceketim, çantam ve laptopumla sokağın orta yerinde sevgiliyi bekliyorum. 
Durum şu bir gün sevgilinin aklına evi boyatmak esiyor, ve benim o günden haberim olmuyor; ve ben bütün gün kumaş taşıdıktan sonra eve gelip boya kokusuna dayanmaya çalışıp en sonunda kendimi sokağa atıyorum. Taşıdığım kumaşlar ayrıldığım atölyeden artan kumaşlar, tam 600 kilo. Evet bana yardım eden iki adam var ama bende sürekli taşımaya yardım ediyorum, öyleki adamlar bana yasemin bey demeye başlıyor. Öyle şakasına falan değil, adam öyle görüyor ve ağzından öyle çıkıveriyor. İşte böyle bir günün ardından evsizim. O saate kadar yatağın içinde dayanmışım. Sevgiliyi arıyorum. Yarım saate ordayım sende dışarı çık başka yerde kalırız diyor. Ve ben tam 5 dakikada o dağınıklığın ortasından bir çanta bulup, içine pantalonumu, lenslerimi, ilaçlarımı, diş fırçamı ve ihtiyacım olan herşeyi tıkıştırıveriyorum. Bunları yaparken bir yandan sevgiliye aklıma gelen, bildiğim bütün küfürleri ediyor bir yandan da evi terkedersem ne kadar hızlı hazırlanabilirim diye kendi kendime  düşünüyorum. 
Dışarıda onu görünce yapacağım şey belli. Bir haftadır inşaat alanına dönmüş evden dolayı onu suçlamak, kendini kötü hissettirmek ve beni hemen bir otele götürmesini sağlamak.-hatta mümkünse kucaklayarak- 
Ama ben aşağı indiğimde hiç birşey düşündüğüm gibi olmuyor. Sevgili heyecanla bana bilgisayardan yaptığı çekimi gösteriyor. Kızarmış gözlerinin içi gülüyor, mutlu tatmin olmuş, yorulmuş. Ev, evin boya kokusu, yatma, uyuma, gece, plansızlık, benim kumaş taşımış olmam, bir haftadır bitmeyen boya vs hiç biri umrunda değil. Bana hızı kesilmeyen bir heyecanla yaptıklarını anlatıyor. Bir yandan çekime saç yaparken diğer odada bir sürü saç kestiğinden falan bahsediyor.  Çekim ise mükemmel olmuş, öyleki söyleyecek hiç bir şey yok. Bana-
 iyi ki beni oralara götürmüşsün, hani o rahibeleri hatırlıyor musun, sonra tam arkalarında bir at heykeli vardı, onun kuyruğunu hatırlıyor musun..
diye anlatırken biz tinercilere kalmış sokak aralarında 3 otelden sonra 4. otelde yer bulup uyuya kaldık. Ve ben bunları bu penceresi üstü kapalı bir avluya bakan, ışıksız bir otel odasından yazıyorum. Hangi semtin, hangi sokağındayım bilmiyorum.
 

yıldız bilimcisiyim ben © All rights reserved · Theme by Blog Milk · Blogger