Sevgili Zanaatkâr,

22.5.10

Bugün yaptığı işe küsmüş bir zanaatkârla tanıştım. Farkettim ki yorgunluğun nedeni geçen seneler değil, mesleğine arkasını dönmüş olmasıydı.
İşini bırakma nedeni; kimsenin onu, ve yaptıklarını anlamıyor oluşu, ve böylece işlerine yeteri kadar değer gösterilmemesiydi.
-Ama o zaman sen kim için yapıyorsun ki, kendin için mi karşındaki için mi?
diye sorduğumda, yaptığı işe parasal olarak karşılık gelen değeri alamadığında, onu yapmasının bir anlamı olmadığını söyledi.
Ona şunu söylemek istiyorum: yaptığımızın parasal değerini ne yazık ki biz biçemeyiz. Onu zaman ve insanlar biçer. Zaman söyler parasal değerini. Bize de bunu kabullenmek ve seçim yapmak kalır. Zaten nice insanlar vardır değerini anlar, ama sahip olacak parası yoktur; sahip olanların çoğuda ne tesadüfse anlayıştan yoksundur. 
Son sözüm şudur: Sevgili zanaatkâr arkadaşım inci dizmeye devam etmelisin. 



sevgili mimarlar, moda tasarımcıları, fotoğrafçılar ve yazarlar

Kafaların iki kişinin geçemeyeceği darlıkta olması şundan kaynaklanır:

Mimarlık okurken tepemizdeki tüm mimarlar, okulu bitersekte henüz mimar olamayacağımızı, bunun için senelerin gerektiği bu yüzden de bir mimarın yanında kendimizi hiç durmadan geliştirmemiz gerektiğini vurgulamış, ve biz öğrencileri sürekli bir hiç olduğumuzu söyleyerek, kendimize olan güven ve yaratıcılığı şırıngıyla almışlardı. Gerçekten bir topluluk vardı, ellerinde pipoları olan, dolayısıyla sürekli duman çıkaran, çok bilen ama çok çizmeyen, sakallı, projelere bakarken yakın gözlüklerini takan, düşünen, yaratan, eleştiren, memnuniyetsiz yaşlı bir topluluk bu, ve bu insanlar tüm mimarların başıydı.  Bizlerinde görevi onlara hizmet etmek, onların kafalarındaki yegane fikirleri çizerek ilk öğrenme ayrıcalığında bulunmak, sonsuz saygı ve hürmet göstermekti.
-Eğer benim büyük hayaller kuramamın bir sebebi babamsa diğer sebebi eğitimdir. -

Sonra moda tasarımı yapmaya başladım. Orda da benzer bir grubun varlığını gördüm. Dur hele -sen kimsin ki eğitimini bile görmeden tasarım yapmaya kalkışıyorsun, dediler.

Fotoğraf çekmeye kalktım bu sefer fotoğrafçılar birliği ile karşılaştım.

Şunu söylemek istiyorum ki: yaratıcı disiplenlerde bir hiyerarşi yoktur. Tecrübe önemlidir ama yaratıcı bir beyin için engel değildir. Siz ak sakallı mimarlar, saçları birbirine karışmış moda tasarımcıları, ve uzun saçlı fotoğrafçılar yaratıcı bir beyin hepinizden daha üstün olabilir. Yaş, anca paşa olmak istiyorsanız önemlidir. İşte o zaman kafanızdaki beyazlar yakanızdaki yıldızları arttırıp sizi bir üst seviyeye getirir, askeri restoranın generallere ayrılmış deniz gören cam kenarındaki masasına oturabilirsiniz. Oturmak istemeseniz de endişelenmeyin o orda size ayrılmış durumda, bilinki kimse oturmayacak.
Ama iş tasarımsa, sanatsa o masayı unutun.

Neden bunları yazıyorum, çünkü ,yazıyorum, bir kitabın hayalini kuruyorum ama o entel dantel, at kuyruklu yazarlardan çok korkuyorum.

Bugün google ' da birisi şunu aratmış
'her birimiz kendi krallıklarımızın efendisiyiz dünyanın tam ortasında ve yalnız'
ve bu blog çıkmış.

Tasarım ve İkna

14.5.10

Daha düne kadar Mimar Sinan büyük insandı gözümde. Sonra  biri bana, ona , Mimar Sinan'a, o yapıları yaptıranın, daha büyük bir insan olduğunu söyledi. Yani ona inanıpta ona ülkesindeki toprakları veren, ona o imkanı sağlayan padişahın. Sonra gözümde o padişah büyüdü. Ama bugün farkettim ki, Mimar Sinan daha büyük, çünkü o koskoca padişahı bir hayal için ikna edebilmiş. 

*

Birşeyi tasarlamak sadece hayallere dalıp gitmek değildir. Bazen,o hayali gerçekleştirmek için ustanızla beraber çalışmaya başladığınızda tasarlamaya başlarsınız. Bazen istediğiniz malzemeyi bulamadığınız an başlar tasarım, bazen de yer çekimine karşı gelmeye çalışırken bulduğunuzda kendinizi bilin ki tasarım yapıyorsunuz.
Bazen de herşey olur biter, ve kimseyi ikna edemezseniz onun bir tasarım olduğuna, onun iyi bir tasarım olduğuna, o zamanda bilemiyorum yaptığınız bir tasarım mıdır, değil midir? -onu kullanan hiç bir tanık olmadığında-
Belki de tasarım uçmaktan öte nasıl uçtuğunda saklı.

-
bir uçağa binip mi yükseliyorsun, yoksa bir balona tutunup mu?

Be stupid

13.5.10

Diesel kampanyasını gördüğümde gerçekten çok sevdim. 'Smart critiques, stupid creates' benzeri birçok söylem (websiteleri diesel ) çok güzel karelerle birleşip harika bir iş çıkmış ortaya. Söylenen sözler ise doğru ve eğlenceli.

Başka bir açıdan da şunu farkettim, dünyada da bir aptallık trendi söz konusu. Hangi blogu açsam, saçma sapan yazılar ve insanların saçma fotoğraflarıyla karşılaşıyorum. Sokaktada gerçekten aptalca hareketleri, yapay bir yaşam şekline dönüştürmüş bir yığın insan var. Eğer bu tip markalar trendi yakalıyorsa/yaratıyorsa diesel bunu gerçekten başarmış görünüyor.
*
diesel ve sex sells'e ne demeli. Evet o striptizcilerin olduğu partide ben de vardım. O sırada da şunu düşündüm, en azından dürüstler. Yani evet sexy lik vs vs herşey demekse buyrun burdan alın diyorlar. Çünkü bizim tasarımcılarımız ve markalarımız hala çicekler kokar, melekler uçar, tutkular bağlar gibi hiç yaşamadığımız yalancı hisleri monte etmeye çalışırken, diğeri gerçekliği biraz süsleyerek bize geri veriyor. Hatta parti çıkışında bir de don verdi. Ne bilim çiçekten daha iyidir.
*

inciler, kartlar, kalpler

9.5.10

Ablam, yeğenimin onun için yaptığı anneler günü kartını fotoğraflayıp, mail atmış. 'canım anneciğim inciden daha değerlisin, en güzel yemeği sen yaparsın canım anneciğim'  yazısı pembe fotokopisi çekilmiş bir kalbin içine yazılmış.  Benim ilkokulda yaptığım kartın birebir aynısı olması bir yana, bir çocuk için inci ne ifade edebilir bilemiyorum. Bildiğim bir şey varsa o da eğitimin hepimizi aynılaştırdığı.
Ve eminim ki yeğenimin minik aklı bu inci mevzusunu almayacağı için inci ne diye sormuştur, ama bunu yaptıran hoca da ilkokulda aynı kartı yaptığı için onu susturmuştur. İşte galiba soru sormayı bıraktığımız an böyle bir an. Ve bize verilen pembe kalpcikleri doldurmakla başlayan bir dönemin başlangıcı.


Çatıya çadır kurmaya gitti.
Bildiğim bir şey varsa o da şu: bir tasarımın -mış gibi olması ne kadar kötüyse, bir insanın da -mış gibi görünmesi o kadar kötü.
Tuğlaymış gibi boyanan duvarlar ya da çiçekmiş gibi duran plastiklerin çirkinliğinde, mutluymuş gibi duran bir yüz.
Benim için imkansız.

Japanese Design Principles

1.5.10


Laundry-2006

 

yıldız bilimcisiyim ben © All rights reserved · Theme by Blog Milk · Blogger