Herşey hakkında konuştuktan sonra..

23.4.10

İki gün önce hayatımın ilk konuşmasını gerçekleştirdim. Bir kişi, üç kişi derken, ilk kez beni dinlemek için toplanan bir kalabalık a konuştum. Unutulmaz bir deneyimdi. Tasarım hayatıma girdiğinden beri, okuduğumda, duyduğumda bende ışık yakmış olan, beni etkilemiş, tüm düşünceleri, fikirleri, yaşamdan detayları insanlarla paylaştım; insanlarda da aynı etkiyi, aynı hissi bırakmalarını umut ederek.
Konuşmaya hazırlanırken farkettim ki, tasarımla ilgili bugüne kadar bir sürü düşünce, fikir, görsel, karar, birikmiş. Tuttuğum onlarca not, bilgisayarıma kaydettiğim yüzlerce görüntü, dergiler,kitaplar,bu bloga yazdıklarım,  yaşadıklarım, yaptıklarım herşey patlama seviyesine gelmiş. Onları toparlamak inanılmaz zor oldu,düzenlemek günlerimi aldı. Ama netice tatmin edici oldu ve konuşma çok güzel geçti.
Biriktirmeye devam.

not: Beni konuşmaya davet eden Şölen Kipöz' e binlerce teşekkür.

.

16.4.10

Bazı şeyleri minik kafam gerçekten almıyor. Mesela patlayan volkanın kül bulutlarının istanbul a nasıl geliceğini hayal bile edemiyorum. Kurgulayamıyorum kafamda, nasıl birşey olduğuna dair.


-


Bugün önemli bir gündü. Hayatımda ilk defa bir dernek toplantısına katıldım. Bir süre önce aralarına katıldığım bir dernek. Bu benim için büyük birşey, içinde bulunduğum toplumla uğraşmak bu kadar zorken, bir tanesine daha dahil olmak, etrafımı saran halkalara bir yenisini daha eklemek..Düşüncesi bile ürkütüyor. . Ama katılmış buldum kendimi, bir şekilde ve gördüm ki: Bu dernekte aynı içinde bulundupum toplumun küçük bir kopyası. Bir halk var, yöneticiler var, avukatlar, mali müşavirler, ve oylama var. Herşeyin minyatürü. Bugün katıldığım bu ufak topluluğun büyük toplantısında ellerimizi kaldırma usuluyla oylamalar yapılırken bir şey farkettim:
orada da, her toplumda olduğu gibi, birilerimizin hoşuna gitmeyen şeyler yaşanıyor. Ama bu ters giden şeyler için şikayet etmek bir noktaya kadar çok anlamsız. Çünkü o toplum sana iki kapı sunuyor ya dahil ol,
ya da
git. 
Oysa ben üçüncü bir seçeneğin varlığını gördüm. O da savaşmak. Ama ne var biliyor musunuz 'Bilgi hayattaki en önemli şey.'
O olmadığı takdirde her zaman iki seçenekle yaşamaya mahkümsun. 
-

Odtü' de master yapmaya kalkıp devamını getiremediğim sene hayatımın en güzel 'ders'ini almıştım.   -Ayşen hocaya ait bir ders-
Bir projem vardı ve bunu gerçekleştirmek için pleksiglass kestirmem gerekiyordu. Bu işi yapan reklamcılar bana çok uçuk fiyatlar söylediler. Bunu derste dile gitirdiğimde hoca bana o fiyatı ne için istediklerini bilip bilmediğimi sormuştu. Bildiğim şey aslında o fiyatın sonucunda benşm neye sahip olucağımdı ama onların o parayı neye karşılık istediklerini bilmiyordum.  Dolayısıyla bana söyledikleri fiyata göz yumuyordum. Bana hoca önce neyin ne olduğunu iyice öğrenmem gerektiğini, tekniği, yöntemi,malzemeyi, böylece yaptıracağım şeyi çok uygun bir fiyata yaptırabileceğimi söyledi. Yine şikayetlerin anlamsız olduğu bir nokta. Yine önce bilgi. Demek istediği galiba böyle birşeydi.
-
Peki ben ne yaptım. Söyledikleri fiyata yaptırdım. Çünkü zaman yoktu. Başka hayaller peşinde koşuyordum. Napim sonuçta ben de bir tasarımcıyım.
-


bunu çok seviyorum

.

9.4.10




Philippe Ramette
Dilerdim ki tasarım yapmak, karanlık odada fotoğraf basmak, yada kendi kendine piyano çalmak gibi -tek kişilik- olabilseydi.

Tasarım + lüks

3.4.10

Mimar/Tasarımcı Micheal Graves bi sedyeyle hastaneye getirildiğinde ağzından şu sözler çıkmış:
'Burda ölmek istemiyorum- çok çirkin bir yer.

Hatırlıyorumda çocukken ışıkları gözlerimi rahatsız ediyor ve masa örtüleri çok çirkin olduğu için ailemin çok sık gittiği restorana gitmek istemezdim. Aldığım yanıt ne mi olurdu :'Buldunda bunuyorsun'. Sonra bir de üzerine azar işitirdim..  Derken hiç birşeyden şikayet etmemeyi öğrendim. Gittiğimiz tatillerde kaldığımız otellerde çok çirkin olurdu. Ama önemli olan tatile gidebiliyor olmaktı, beğenmeme gibi bir lüksüm olamazdı. Böyle büyüyüp, böyle öğretildim.
Hayatımda bütün bunların değiştiği bir an oldu: Bir yaz sevgiliyle alaçatıda akşam yemeği için bir yerler ararken sadece ve sadece bahçesindeki ışıkları sevdik diye bir restorana oturduk. Sonra bardaklarınıda çok sevdik, ve tabaklarını ve çatallarını ve bıçaklarınıda. Ve ben bunları sevebiliyor olmayı sevdim. O yemek benim hayatımda yediğim en güzel yemek oldu.  Artık bende bir yer sırf çirkin olduğu için ölmeyi istememe lüksüne sahibimnokta
 

yıldız bilimcisiyim ben © All rights reserved · Theme by Blog Milk · Blogger