.

29.5.09

akıl + beden + ruh

yapay çicekler

-Biri bana yaptığım bir hareketin kendi üzerindeki olumsuz etkisinden bahsedip, yapmamam gereken şeyleri sıralarken, yapmam gerekenleri söylerken, hareketimden çıkardığı anlamları anlatırken, o kadar çok sıkıldım ki ona -beni böyle bir yükle yaşatma- dedim. Hareketlerimin sonucu düşünerek yaşamak istemiyorum. Bazen bunları düşünürken, hesaplar yaparken çok zaman harcadığımızı düşünüyorum. Ayıp olmasın diye yapılanlar ,yapılmayanlar, nezaketten zamana esir oluşumumuz, nezaketten mekana hapsoluşumuz,vs vs. İçtenliğimizi kaybedip yapay çiçeklere dönüşüyoruz. -Üstelik güzel olduğu sanılıp salonun baş köşesine konulanlardan.. -

.

27.5.09

Bugün makinacı ustam, yazıhanesindeki masasının üzerinde duran takviminin notlar kısmına hayattaki sıralamasını şöyle yazdı:
aşk

.

21.5.09

René Magritte
Simon Schubert

Merdivenler

14.5.09

yukarı tırmanırken, bir saniyeliğine dönüp arkama bakma anım.

bir film

İlkbahar, yaz, sonbahar, kış.. ve ilkbahar
- Bugün sokak ortasında gördüğüm açık kapı bu yüzden güzeldi..

.

8.5.09

'Tasarımcı başarılarını da, başarısızlıklarını da yalnız yaşar'

Ben bir sihirbazım

2.5.09

Tasarımcı olarak bana en ağır gelen şeylerden biri de sürekli insanlarla iletişim halinde olma zorunluluğu. Müşteriler,-tasarımınızı sunduğunuz insanlar-, çalışma ekibiniz -tasarımınızın gerçekleşmesi için nefes harcadığınız kişiler-, basın -dergiler-, size yapmanız için yatırım yapan insanlar -tepemizdeki patronlar- vs liste uzayıp gidiyor. Dolayısıyla çoğunlukla tasarıma harcadığınız enerjinin iki üçkatını bu insanlara laf anlatmaya çalışırken harcıyorsunuz. İçinize kapanıp, -kapılarınızı kapayıp- tasarım yapmak diye bir durum söz konusu değil. Acaba sanatçılar bu konuda biraz daha mı şanslı diye düşünmeden edemiyorum.
Icon dergisinde Martin Margiela ile ilgili bir yazı vardı. Asla fotoğraf vermeyen, görünmeyen bir tasarımcı. Kendi sergi açılışında bile bulunmadığını okudum. Adamın akşam sergisi açılıyor ve o o saatlerde evinde akşam yemeğini yiyor aslında. Çok sevdim. İnsanların sözlerine doymuş. Biraz okuldaki halimi hatırladım. Projelerime övgüler yağardı. Başlarda hoşuma giderdi ama sonra çok boş gelmeye başladı. Hele de çalışmalarını sevmediğim bir tasarımcıysa, hiç bir anlamı yok. Dolayısıyla birileri benim çalışmalarımı beğendi diye mutlu olduğumu hiç hatırlamıyorum. Aynı şekilde tersi de geçerli. Gerçekten iyi yaptığıma inandığım bir şey başarılı olmadıysa doğru yer, doğru zaman, ve doğru insanlar olmadığını düşünüyorum. Ve galiba tasarımcılar başarısını da, başarısızlığını da yalnız yaşamaya mahkum edilmiş olan insanlar.
Bütün bunlar aklıma kendimi katılmak zorunda hissettiğim bir etkinlikten dolayı beynime düştü. Galata Moda. Galata kulesinin çevresinde tasarımı halkla buluşturuyoruz diye ortaya çıkan, ama asıl amacın sadece para olduğu, tasarımcı derneğinin düzenlediği bir etkinlik. Aslında amaç sadece para değil , dernek üyelerinin kendilerini ortaya atma çabasıda var. Tasarımcıların görünme derdi. -Bu noktada bu insanların ne kadar tasarımcı olduğunu sorgulamalı tabi- -Sonuçta ne olduğun kendine taktığın isimden öte birşey değil günümüzde. Sadece bir isim tak kendine- -Tasarımcı ol, fotoğrafçı ol, yazar ol, sihirbaz ol. Örneğin sihirbazım diye kartvizit bastırıp, internette bir sayfa açarsam, sihirbaz olabilirim ben.-
Katılıyorum işte. Belki ilk ve son kez. Biraz utanıyorum. O yüzdende a benim tasarımlarım satılacak diye reklam yapamıyorum. Hatta o gün yüzümü nasıl gizleyebilirim diye düşünüyorum. Belki bir dublör bulurum kendime. nokta

Sanatı iç ye, yarasın

1.5.09

Dün yolda bir arkadaşıma rastladım. Pazartesi günü fotoğraf sergisinin açılışı olduğunu söyledi ve mutlaka gel dedi. -Aa gerçekten mi? Ne fotoğrafları, dedim. (fotoğrafçı olmadığı için haliyle biraz şaşırdım ve merak ettim) -Ya fotoğrafları boşver, güzel bir açılış olucak, gel, diye cevapladı.
Aklıma Hannes Broecker'in Drink Away the Art sergisi geldi. Bütün sergi çerçevelenmiş içkilerden ibaretti. Açılış bittiğinde bütün sergi de içilmişti.
Dolayısıyla pazartesi günü fotoğrafları yemeği bekliyorum.
Hannes Broecker -Drink away the Art-
Benzer bir çalışma daha var, Peter Callesen'e ait.. Luncheon in the green
 

yıldız bilimcisiyim ben © All rights reserved · Theme by Blog Milk · Blogger